BAŞARMAK İÇİN EĞER İLE BAŞLAMAYIN

Eğer daha akıllı olsaydım…
Eğer daha güçlü olsaydım…
Eğer daha zengin olsaydım…
Eğer daha ünlü olsaydım…
Eğer daha bilgili olsaydım…
Eğer bütün bunlara uzun zamandır sahip olan köklü bir ailenin üyesi olsaydım…
Eğer bütün bunlardan dolayı daha geniş, daha etkili bir çevrem olsaydı…
Eğer bu çevreyi dilediğim zaman harekete geçirebilseydim ve o çevrenin imkânlarını kendi isteklerim doğrultusunda kullanabilseydim…
Bu tür dileklerin basit birer hayâl olmaktan çok daha ileride belki de geride bir yönü yok mu? Kabaca sıralamaya çalıştığım bu listeye hemen eklenmesi gerekenler de var mutlaka… Mesela, kimse beni kırmasa, üzmese, anlamazlık etmese…
Musluklar bozulmasa, elektrikler kesilmese, takılıp hiç düşmesek de eklenirse komik mi olur bilmiyorum… Hele sevgi girdi mi işin içine komikten drama hemen bir kol uzanıveriyor… Kimi sevsem beni sevse… Kimi sevmesem de o beni sevmeyi sürdürse, mesela…
Karşıtlıklardan, zıtlıklardan da bir sıra soru var aklıma geliveren, iştahım varken leziz yemeklere rastlasam, güzel şeyleri canımın çekmediği, denizin, gökyüzünün kıymetini bilmez küs duygularla bakmasam dünyaya, gibi…
Sadece özlediğim insanlarla karşılaşıversem, kaçıp gizlendiklerim beni bulamasa…
Her dilediğinin olmasını isteyen bir benin düşünceleri olmaktan başka özellikler de taşımıyor mu bu dediklerim, hele benden daha çok sayıda insanda yok mu aynı istekler?
İsteklerimizin olmamasının nedeni belki de istemememiz gereken şeyleri istememiz...
Başarmak, işte bunlardan kurtulmayı başarmaktır…
Bunlara rağmen başarmak, asıl başarmaktır…
Benim bunca önemsiz olmamın hiç önemi yok diyebilmek, sahte önemlerden daha önemli şeyler için yorulmak, içtenlikle gülebilmek, yalansız ağlayabilmek, hırslarından, kinlerinden kurtularak kazanmak, bölüşmeyi, sahiplenmemeyi basit bir hayatın sade akışı içinde olabildiğince duymak, duyurmak...
Sesine, bedenine, hayallerine uygun, gösterişsiz ve temiz elbiseler giydirebilmek... Sayılardan çok daha başka şeyleri saymak, menfaatsiz sevmek, bilginin oburu olmamak, tıpkı yemeğin, paranın, iktidarın, gücün sürekli aç talibi olmamak gibi...
Sessiz, sakin mutlulukları olmak, bir fincan kahve, bir dost sesi, vazoda bir demet kır çiçeği, kitapların, çocukların, sokağındaki ağaçlar ve yaprakları, deniz, yağmur, bulutlar, evinin loş akşam aydınlığı, her şeyi örten gece, yine gelen sabah, yine gelen, uyan diyen, büyük bir armağanı her günkü gibi ezmeden, kırıp dökmeden getiren sabah, yıkanmış çamaşırlar, saçları beyazlamış, geleceğimizin öncülerinin yüzündeki çizgiler, gözlerindeki hareler...
Değiştirmediğiniz selamlaşmalarla tanıdık şehir, içindekiler, dükkanlar, vitrinler hatta, yanından, içinden, üstünden, ortasından geçip gitmekte olduğun ne varsa onları kendi genişliğince, kendi derinliğince sevmek, anlamak, ellerinin sıcaklığını özel güneşin bilmek… Başarmak budur…
Damla damla insin gözlerinden sevinç…
Gözyaşlarının gözbebekleri gülsün, sınırlarını, yatağını zorlayan nehrin kıyılarını da sev, başını çarptığın taşlarını da, durup beklemesi gerektiği yerleri, ovaları, ürperdiği yalnızlık yollarını, dağları, vadileri, nehrin düşmelerini de sev, suyun buluttan indiğini, yüksekliği unutmaması gerektiğini bilerek, hayatı sev, kendi akarsuyunu başka ırmaklarla kıyaslamadan, henüz akmaktayken, dereciklerin de berrak sularını sonunda denize taşıdığını düşün, su vermekten korkmadan geç yeter ki geçtiğin yerlerden, serinleterek, besleyerek, can vererek…
Bu gördüklerini ne bir daha görürsün bu alemde, bu alemde ne bir daha görünürsün…
Sen sonsuza kendi açık penceren ol, bırak rüzgarlar gibi gelip geçsin devirler perdelerini kımıldatarak, cam önünde oynayan çocuklar gibi neşeyle bak uzaklara, ölümün bile üzemediği bir neşedir yaşamak, çünkü bütün yıldızlarıyla birliktedir gök, çünkü bütün gök sığar senin pencerene…
Başarmak, sonsuza açılan bir pencereyi küçük görmemektir…
Pazartesi, Haziran 15, 2009 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: