YA HER GÜNAH SARHOŞ ETSEYDİ?

Zamanında bir evliyanın dergâhına sarhoş olarak gelen adamı, evliyanın talebeleri tartaklamış ve ''nasıl bu kapıya bu halde gelirsin'' diye hesap sormuşlar. Evliya gelmiş ve adamı tartaklayan talebelerine dönüp şöyle demiş;
''Bu adam içki içmiş ve sarhoş olmuş, size ne oluyor ki sarhoş gibi hareket edip sağa sola sataşıyorsunuz. Eğer her günah sarhoş etseydi ne olurdu? Siz kendi halinizi düşünün.''
Öncelikle şunu söylemek gerek. Ben kesinlikle sarhoşlar kötü demek istemiyorum. Yani sarhoşluğun değil Allah’ın emri ilahisiyle içkinin düşmanıyım.

Evet, öyle çok çeşitli günahlara müptelayız ki, aşina olduğumuz bu günahların farkına bile varamaz olduk. Veya birlikte yaşamaya alıştığımız bu günahların ayyaşı olduğumuz halde, sıradan hareketler ve meşru işler zannetmeye başladık. Şer’i hükümleri referans almamız gerekirken, kendi bozuk yaşantımızı referans almaya başladık. Bizim yaşantımıza uymayanları da kınar ve dışlar olduk.
Ahlâklı ve halîm-selîm yaşayanlara; “..yahu sen de ot gibi yaşıyorsun, ne sigaran var, ne içki içersin, ne rüşvet alırsın, ne karıya kıza bakarsın, seninki de hayat mı? Sürekli kitap okuyorsun, okuyup ta âlim mi olacaksın?” diyenleri çok görmüşsünüzdür… Oysa her birimiz her an sınav içindeyiz. Her hareketimizden imtihan ediliyoruz. Ömrümüz kısa, vazifelerimiz pek çok. Sekerât, kabir, berzah, mahşer, sırat, mahkeme-i Kübra ve ebedi âlem gibi uzun ve meşakkatli yolculuklarımız için hazırlıklar yapmak zorundayız. İnanmamak, bunların hiçbirisine engel değil, inanmamak sadece ebedî saadetlere ve ebedî Cennet hayatına engeldir…

Bu dünya iki kapılı bir han gibi, her gün dolup boşalıyor. Her gün en az 300.000 kişi Yüce Rabbimizin “..İrci’ıî” yani “..haydi dön artık” emriyle, Hz. Azrail a.s. ile muhatap oluyor.
Yukarıda arz ettiğimiz o uzun sefere (istese de, istemese de) çıkarılıyor. Binler pişmanlıklarla ve âh keşkelerle o yolculuk başlıyor… “Eğer Allah, zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vâdeye kadar bekletir. Vâdeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an geriye bırakabilirler.” (Nahl-61)

İşte bu gerçekler karşısında gafil olmamak için, kendi bozuk yaşantımızı referans almak yerine, dünyanın ve ahiretin yegâne sahibi ve âmiri olan yüce Allahın emir ve yasaklarını referans almak zorundayız… Bu nedenlerle de, O’nun c.c. emir ve yasaklarını çok iyi öğrenmemiz, bilmemiz şarttır.

Şimdi, mutlaka sakınmamız gereken ‘büyük günahlardan’ bazılarını hatırlayalım:
Yalan söylemek, Gıybet etmek, İsraf etmek, İftira atmak, Rüşvet almak veya vermek, İçki içmek, Zina etmek, hattâ gözlerini haramdan sakındırmamak, Tesettüre riayet etmemek, Faiz almak veya vermek, Domuz eti veya leş yemek, Ana-babaya itaat etmemek, Allah’tan korkmamak, Cahillikte ısrar etmek, Büyü yapmak veya yaptırmak, Haset etmek ve kibirli olmak, Dedi-kodu yapmak vs…
Bu emir ve yasakların her biri üzerinde, ayrı ayrı araştırmalar yapmak ve mutlaka titizlikle uygulamak zorundayız.

Baştaki cümleyi tekrar hatırlayalım: “Ya her günah sarhoş etseydi?”
Yüce Rabbimiz hem merhameti gereği, hem de ‘imtihan’ yani ‘sınav kuralları’ gereği, diğer günahlar için böyle bir netice yaratmamış. İbret almamız için sadece bir içki yasağı üzerinde insanın düşeceği hali göstererek, dikkatlerimizi çekmiş. Acaba her bir günah için, o günahı işlediğimize dair alametler yaratmış olsaydı, halimiz nice olurdu? Çevremizdeki manzara nasıl olurdu? Biraz farklı düşünelim mi?...

Meselâ; yalan söylediğimiz zamanlarda da sarhoş olsaydık veya pinokyo gibi burnumuz uzasaydı, çevremizde normal burunlu insan kaç kişi kalırdı acaba?
Haram yediğimiz zaman, tövbe edinceye kadar karnımız olmadık bir şekilde şişseydi, defi hacet yapamasaydık, dışarıda nasıl dolaşabilirdik?
Gıybet ettiğimiz zaman, dilimiz kabararak ağzımızdan bir karış çıksa yada çiğ et çiğnemişçesine dudaklarımızdan kan aksaydı, el âlem içine nasıl çıkabilirdik?
Rüşvet veya faiz günahlarından sonra, en çok değer verdiğimiz mal ve mülkümüz bir anda azalsaydı, yok olsaydı, telef olsaydı, ne yapabilirdik?
İsraf ettiğimiz zaman kolumuz uzasaydı mesela, ya da bir zina sonrası boynuzlarımız çıksaydı ve öyle dolaşsaydık sokakları…
Harama baktığımız zaman kör olsaydık veya domuza benzeseydik bir daha bunu yapmaya kim cesaret edebilirdi? Ya da hepsinde sarhoş olsaydık...

Şaka bir yana gerçekten ayık adam kalmazdı, buna biz de dâhiliz... Mesela bu bakış açısıyla birkaç dakikalığına bırakın yazıyı okumayı, bakın pencerenizden dışarıdaki insanlara…
Gıybet yapan, haram yiyen, hırsızlık yapan, zina eden, yalan söyleyen vs. yani gözünüzün gördüğü herkese bakın, yok yok gözünüzle değil, eğer sizde işlediklerinizle ve yaptıklarınızla sarhoş olmayıp net görebiliyorsanız kalbinizle bakın. Yol ortasında zik zak çizerek gezen, birbirine çarpan, bir kenarda sızmış veya bir kuytuya kusan insanlar topluluğu belirecek beklide baktığınız çerçevede. Rabbim bize hidayet versin...

Ortaya çıkabilecek diyalogları düşünebiliyor musunuz?
- Leş gibi gıybet kokmuşsun, git bi ağzını yıka gel.
-Bey, bu ay çok faiz yedin yeter artık, bankada durduğu gibi durmaz kafayı bulursun.
-Aaa! Kaç zina yapmış bu ayol, kör kütük sarhoş olmuş, baksana çatacak yer arıyor.
-Beyefendi lütfen üfleyin.
-üfffff
-Beyefendi 120 promil gıybetli 80 promil zinalı, 90 promilde hırsızsınız ehliyetinize el koymam gerek.
….
Burada çok önemli bir hususa dikkat çekerek, sizleri vicdanınızla baş başa bırakacağım.

Yüce Rabbimiz bütün bunları veya çok daha fazlasını yapmaya kâdirdir. Ancak, bizlere ibret için sadece içki ve uyuşturucu kullananları acilen sarhoşluk ile ifşâ ediyor.
Diğer günahları işleyen kimselerin ayıpları, burada gizli kalıyor. Yani, o kimseyi sarhoş edip veya bir başka ceza ile ifşâ ederek, ayıbını acilen açığa vurdurmuyor…
Şayet böyle olsaydı imtihan sırrı ortadan kalkar, ne cennet mükafatı ne de cehennem cezası olurdu. O zaman ne bu dünyanın anlamı kalır ne de ebedi hayat mülahazasıyla kulluk şuuru kalırdı. Ama yine de biz bu günahları, ‘çevremize karşı rezil olmaktan’ korktuğumuz için terk ederdik değil mi? İmtihan sırrı gereğince, kaderi ilahi perdeli olduğundan rızayı ilahi hep ikinci planda kalırdı yine.

Emri bil mağruf ve nehyi anil münker bunun için aşk ister. Ve aşk fedakarlık, farkındalık ister. Sarhoş olmak mı istiyorsun, seni seven maşuğun aşkına ispat ister. O’nun sevdiğini sev, sevmediğini terk et, O’nun yap dediğini yap, yapma dediğini yapma, O’ndan gerektiği gibi kork, gazabından rahmetine sığın, işte o zaman aşk sarhoşu olacaksın ve bu sarhoşluk hiç geçmeyecek.

En doğru, en güzel ve son söz yine O’nun olsun:
Her nefis ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olsun diye Biz sizi hem kötülükle, hem iyilikle deneyeceğiz. Sonunda ise huzurumuza döneceksiniz. (Enbiya-35)
Müminler sadece "İman ettik" demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannediyorlar? (Ankebut-2)

Kiminin doksan dokuz günahı vardır, yüz olsa ne olur ki der, rahmetten ümidini keser, cehenneme yuvarlanır.
Kiminin doksan dokuz günahı vardır, yüz olmasın diye gayret eder, bu düşüncesi sebebiyle cenneti hak eder.
Pazartesi, Temmuz 20, 2015 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: