SU'DAN SEBEPLERLE ARZUHALİMİZ (1)


SU VE HAYAT

Hamd âlemlerin Rabbine, salâtüselam Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’e, âl ve ashâbına olsun!
“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 68-70)
“De ki: Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akarsu kaynağı getirebilir?” (Mülk Suresi, 30)
Bireylerin en temel gereksinimi olan su, başlıca ekonomik faaliyetlere kaynaklık etme özelliği ile ulusların devamlılığı için yaşamsal bir kaynaktır.
Sosyal ve ekonomik faaliyetlerin sürmesi, büyük ölçüde temiz ve yeterli su arzına sahip olmaya bağlıdır. Su kaynaklarının geliştirilmesi ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı yapmaktadır. Öte yandan, nüfus ve ekonomik faaliyetler arttıkça birçok ülke hızla su sıkıntısı çeker duruma gelmekte ya da ekonomik gelişmeleri kısıtlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma politikasının yanında, mensubu olduğumuz dini vecibeler doğrultusunda da, su kaynaklarını tasarruflu kullanma bilinci yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası her düzeyde geliştirilmelidir.
Yaklaşık 3000 yıllık Hawaii mitolojisine göre her şeyin ilk hali sudur; bütün canlılar sudan çıkmıştır: balıklar, kuşlar, haşereler, vahşi hayvanlar, kadın, erkek… Ağaçları da her birinin gagasında bir tohum bulunan kuş şeklindeki bulutlar indirmiştir. (Bin’abdullah, c.I, s.237.)
Su ve hayat; biiznillah ortaklaşa yeryüzünü değiştirmektedir. Şüphesiz su, yüz milyonlarca yıl yerküreyi hayata elverişli hale getirmek için çalışmıştır. Su, yerkürenin aşırı sıcaklık ve soğukluğunu hafifleten bir yumuşatıcı rolü oynamakla kalmamış, toprağı oluşturmak için kayaları yontup ufalamaya ve toprağın okyanuslardaki eriyik maddelerden oluşan muhteviyatını artırmak için toprağa madde taşımaya devam etmiş; böylece hayatın başlaması için uygun iklimi, zemini ve şartları hazırlamıştır. Hayat tohumu suda doğmuş ve varlık âlemine sudan çıkmıştır. Zamanın başlangıcına uzanan bu muamma olaydan beri su ve hayat yerkürenin yüzünü ortaklaşa değiştirmiş ve sayılamayacak kadar güzellik ve çeşitlilik numunesi bahşetmiştir. Bu ikisi diğer akışkanların ve bütün organik maddelerin yaratılmasında birlikte hareket ettikleri gibi yerkürenin çıplak yüzeyini otlarla, çiçeklerle, ağaçlarla ve ormanlarla giydirmişlerdir. Su ve hayat arasındaki bu ortaklık olmasaydı, yeryüzü tıpkı ay gibi hala kurak ve çorak kalırdı.
Sudan elde ettiğimiz korkunç miktarlardaki gıdaları hepimiz bilmekteyiz… Ancak bundan daha az aşikâr olan; denizlerdeki hayatın ihsanına borçlu olduğumuz bazı ürünleri hiç düşündük mü? Mesela şu anda evlerimizi ve işyerlerimizi ısıtmak için kullandığımız petrol, doğalgaz ve taşıtlarımızı hareket ettiren yakıtlar nereden geliyor? Belli ki hepsi topraktan geliyor, fakat oraya nasıl ulaşıyor? Su kendine mahsus öyle nitelikler ve ayrıcalıklar taşır ki bunlar bildiğimiz maddeler için geçerli olan kanunların ve niteliklerin ötesine geçebilir.
Suyun bu özellikleri 1986 da düzenlenen İslam Tıp Kongresine Sunulan bir tebliğde şu şekilde dile getirilmiştir.
“Su basit bir bileşik olup iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomundan oluşmuştur. Fakat suyun fizyokimyasal gidişi bu basit formülle paralel yürümez. Su, 0 C derecede donarken 100 C derecede kaynamaya başlar. Bu normal sıcaklıkta gaz halinde bulunan suya benzeyen basit bileşiklere kıyasla anormal yüksek bir derecedir. Eğer su kendine benzeyen basit parçacıklar gibi olsaydı gaz haline gelir yeryüzünde durmaz ve yeryüzü yaşamaya elverişli olmayan bir çöl haline gelirdi. Su en büyük çözücüdür ve gerçekten eritemediği şeyi çoğu zaman ince ince parçalara ayırır ve o madde su içinde biraz katı veya kesilmiş süt kıvamında çözelti halinde bulunur. Su hayatın bütün reaksiyonlarında vardır. Herhangi bir canlının vücudundaki kimyasal reaksiyonda mutlaka suyun bir rolü vardır.”
Asırlar önce suyu az olan denizler veya bugün kurumuş olan deniz, nehir ve akarsular, tasavvur edilmesi mümkün olmayacak sayıda bitkisel veya hayvani ya da her ikisinden birden varlıklar içermekte iken; ölmüş, kurumuş ve sonra o bölgenin gittikçe artan ağırlığının altında kalmasıyla birlikte, birer döküntü ve moloz şeklinde toprağın derinliklerinde kaybolmuşlardır. Bu durum, döküntü ve molozların yüzyıllar boyunca süregelen mevsimsel etkilerin oluşturduğu basınç ve hareketle, toprağın şu anki yüzeyinin binlerce metre altında çözülerek petrol haline gelmesine neden olmuştur.
Fahreddin Razi’nin şu söyledikleri de bunu destekler mahiyettedir: “Öyle görünüyor ki bu mamure-i dünya, ilk zamanlar denizlerle kaplı bir yerdi; zamanla çoğu bölgede balçık oluştu ve balçık, üstü açıldıktan sonra taşlaştı. Sellerin ve rüzgârların toprağı kazmasıyla tepeler meydana geldi. Karalarda dağların fazla olmasının sebebi budur. Birçok taşı kırdığımızda istiridye, midye ve balık gibi su canlılarına ait fosil ve parçalar çıktığını görmemiz de bu kanaati pekiştiren bir husustur.”
Muhyiddin İbn Arabî’nin konuyla ilgili görüşü şöyledir: “Allah mahlûkatı yaratmadan önce bir ‘AMA’da idi. Ama’nın altında da hava, üstünde de hava vardı.” (El-Futuhatu’l-Mekkiye, I/148).
İbn Arabî, bu konuyu bir hadis-i şerife dayanarak açıklamaktadır. Hadiste gelen rivayet şöyledir: Ashap’tan Ebu Rezîn anlatıyor: Ben: “Ey Allah’ın Resulü! Rabbimiz, mahlûkatı yaratmadan önce neredeydi?” diye sordum. “Allah, mahlûkatı yaratman önce bir ‘AMA’da idi. Ama’nın altında da hava, üstünde de hava vardı. Sonra Arşını su üzerinde yarattı.”diye cevap verdi.(Ahmed b. Hanbel; IV/11-12; Tirmizî, Tefsir, 12; İbn Mace, Mukaddime,13) Âlimlerin bildirdiğine göre, ‘Amâ’dan maksat, Allah ile birlikte hiçbir şey yoktu’ demektir.(Tirmizî) İbn Mace’nin rivayetinde yer alan “Onunla birlikte hiçbir yaratık yoktu” ilavesi de bu anlamı pekiştirmektedir. İbn Arabî, ‘Ama’nın Allah’ın nurunun tecelli ettiği ilk sahne olduğunu ifade etmiştir.(Fütuhat)
Hadis-i şerifte geçen ‘Ama’ kelimesinin de yardımıyla bu konuyu -anladığımız kadarıyla- şöyle açıklayabiliriz: Hadiste geçen ‘Ama’ kavramı, anlamı ne olursa olsun, bir muammayı ifade etmektedir. Yani varlık yaratılmadan önce Allah’ın isim ve sıfatlarının nasıl olduğu bilinmez bir muamma idi. Allah’ın varlığı, birliği, yaratıcılığı, ilmi, hikmeti, kudreti, bağışlaması, affı, gazabı, celal ve cemal ve kemal sıfatlarının olup olmadığı bilinmiyordu. Bu durum ‘Ama’ olarak ifade edilmiş olabilir. Arapça anlamıyla ‘ma’ yani su da hala bilinmezliğini, mukaddesliğini ve bir muamma olduğunu ‘ama’ kelimesinin kökünden almasıyla ispatlamaktadır. Ki hem yer, hem gök ve hem içindekiler için hayatın yegâne kaynağı su olmuştur.
İbn Abbas, Hasen, Atâ, Dahhak ve Katade söyle demiş: “Yer ve gök birbirine yapışık (su küresi gibi) tek bir şey iken Allah aralarını hava ile ayırdı. Aralarında rüzgâr yaratarak onunla bu arayı açtı. Gökleri de yerleri de bundan yedi adet kıldı.” Taberi de hemen buna ilaveten “ve canlı olan her şeyi sudan yarattık, hala iman etmeyecekler mi?”(Tarık Suresi 12) ayetine bakarak bu görüşü desteklemiştir.(Kurtubi, el-Camiu li-ahkamil Kuran)
Uluslararası üne sahip Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun Suyun Gizli Mesajı adlı kitabı, bütün dünyada büyük yankı uyandıran su kristalleri fotoğraflarını içeren sıra dışı bir kitaptır. Kitapta; su moleküllerin düşüncelerimizden, duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini bulgulayan Dr. Emoto, suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşıyor.
Depremden hemen önce ve hemen sonra yeraltı sularından aldığı numunelerdeki kristal oluşumlarını inceleyen Dr. Emoto, bu verilerin biriktirilmesi durumunda, su kristali teknolojisinin depremleri önceden tespit etmekte kullanılabileceğini de ortaya koyuyor. Dr. Emoto, kitabının arka kapağında; “Yüzyıllar boyunca, insanlık, yeryüzünden sürekli çaldı ve her seferinde geride çok daha kirli bir dünya bıraktı. Ama şimdi su bizimle konuşuyor; su kristalleri aracılığıyla, bilmemiz gerekenleri bize söylüyor. Bugünden itibaren yepyeni bir tarih biçimlendirmeliyiz. Su, kendimize nasıl bir yön belirlediğimizi büyük bir dikkatle izliyor ve kayda geçiriyor. Benim tek arzum, suyun bütün insanlığa verdiği mesajın herkesçe duyulması ve özümsenmesi.” diyor.
Çarşamba, Ocak 14, 2015 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , , | 0 Yorum »

0 yorum: