SU'DAN SEBEPLERLE ARZUHALİMİZ (2)

KUR’AN-I KERİM’DE SU KAVRAMI

Su, Kur'an-ı Kerim'de değişik ayetlerle ifade edilmiş ve bunlardan bazılarının anlamları ancak son yıllarda yapılan ilmi keşiflerle anlaşılabilmiştir. Susuz hayat olmayacağını idrak etmiş olan insanoğlunun yaptığı bütün çalışmalarda su belirleyici bir rol oynamaktadır. Bugün başka bir gezegende mümkün olabilecek hayatın var olduğunun ilk belirtisi olarak orada suyun olup olmadığının araştırıldığı bir gerçektir. Kur'an-ı Kerim'de su, sadece doğrudan değil dolaylı olarak da değişik hayat elemanları vasıtası ile de zikredilmiştir.
Diğer ilahi dinlerin suya bakışı da İslam’dan farklı değildir. Kısa bir örnek verecek olursak;
Hz. İsa, sağ eline suyu sol eline de ekmeği alarak; “bu benim babam, bu da annemdir!” demiş. (Matta İncili, XXVI/27,28) Suya baba diyor; çünkü toprağa nazaran su, kadına nazaran sperma yerine geçiyor.
Kur’an biyolojik âlemdeki oluş tecellilerine müminlerin dikkatini çeker ve canlı olan her şeyin sudan yaratıldığını bildirir. Topraktaki canlı bitkilerden, yeşil otlardan, göz alıcı çayırlardan, parlak renklerde dane, ürün ve yemişlerin yetişmesinden bahseder. Bunlar çatallı ve çatalsız olup aynı su ile sulandığı halde, birbirlerinden farklı ve üstün yemişler vermektedir.
Kur’an-ı Kerim’de geçen ‘ma’ su kelimelerini inceleyen görür ki, bu kelime 63 yerde geçmektedir. Bunların 48’i mekki, 15’i de medeni surelerdir. (Rivayetler o dur ki; peygamberimiz ömrünün yaklaşık 48 yılını Mekke’de, 15 yılını da Medine’de geçirmiştir.) Bu haddizatında Kur’an’ın kendi karşıtlarıyla cebelleşmesinde suya verdiği önemin de bir göstergesidir. Çünkü bu devrede Hz. Peygamber Efendimiz, kâfirlerle diyalog içinde onları ikna etmeye çalışmakta ve Allah’ın eşsiz hükümranlığı üzerinde durup düşünmeye çağırmakta idi. Mekke döneminde yeniden diriltilişi inkâr edenlerle yapılan cebel esnasında inen bu ayetler, akıl almaz yeniden diriliş olgusunun zihne yakınlaştırılmasını, zihinlerde canlandırılmasını gerektiriyordu. Böylece yeniden dirilişin Allah’ın izni ve hikmetiyle hemen her gün meydana gelen bitki yeşermelerine benzediği hatırlatıldı. Allah, bulutları inşa ediyor, sonra onları ölü vaziyetteki bir beldeye yönlendiriyor, orada yağmur yağdırıp orayı canlandırıyor ve bu sayede ortaya türlü türlü bitki ve ürün çıkıyordu.
Öyle ki; bu hususu nazara alan Hak ve Peygamber aşığı nice âlim, edip ve şairler; asrısaadet öncesi dönemi ölü bir beldeye benzeterek, Peygamber Efendimizin kutlu doğumundan, Rahmeti Rahmana vuslatına kadar geçen dönemi rahmet dolu bulutlara ve Efendimizin pak şahsını sağanak sağanak yağmura atfetmektedirler.
Kur’an’ın suya vermiş olduğu önemden yola çıkarak aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkündür.
Kur’an-ı Kerim’de, gerek Kur’an’ın rehber olarak indirildiği insanın hayatiyetini devam ettirebilmesi açısından, gerekse Allah’ın nimetlerine kapsamlı bir bakış gerçekleştirme bakımından su önemli bir yer işgal etmektedir. Kur’an’da suya bu derece önem verilmesi, bu mübarek sıvının sırlarına, üstün niteliklerine ve büyük faydalarına dikkat çekmeyi gerektirmektedir. Bunlar, tabiat bilgisi ve kimya dalında sonuçları ilmi çalışmalarla da ispatlanmış olan birer gerçek, deney ve kanun olarak ilmin ortaya koyduğu sonuçlardır. Dolayısıyla ayetlerde suyun bu derece üzerinde durulması, bu mübarek sıvı üzerinde daha fazla düşünmeye, kafa yormaya, araştırma ve incelemede bulunmaya davet anlamını taşır. Maksat, insanın suyun gerçek mahiyeti hakkında derinlemesine bilgi edinip, ondan yararlanması, habis, pis ve haram olan şeylere ihtiyaç duymamasıdır. Bu yararlanmanın gayesi, Allah’ın suyu yaratması ve insanın emrine verdiği her hususta kullanması ve onun hem yaşam kaynağı, hem nimet, hem de onu her türlü haramdan alıkoyan bir unsur haline getirmesidir.
Kur’an’da su kelimesi “mâ” olarak geçer. Yağmur kelimesi ise suyun içilebilirliği, yağmurun yağış şiddeti ve havanın durumuna göre ‘ğays’, ‘matar’, ‘rih’, ‘dime’ ‘riyah’, ‘şerûb’, ‘selsâl’, ‘zülâl’ ve daha birçok farklı kelimelerle anılır. Burada meal ve tefsir âlimleri ayetin öncesi, sonrası ve iniş sebebine dair konuları ele alırken suyun veya yağmurun ayette kullanılmasındaki hikmetini bu kelimeler neticesinde anlatmaktadırlar.
Örneğin Lokman Suresi 34 ve Şûra Suresi 28. ayetlerde yağmur anlamına gelen ‘ğays’ kelimesi yağmurun ne zaman yağacağının bilinmemesine, en çok ihtiyaç anında Allah tarafından gönderilen rahmet olduğuna işaret etmektedir. “Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” “O, insanlar umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır.”
Araf Suresi 84 ve Şuara Suresi 173. ayetlerde ise yağmur anlamına gelen ‘matar’ kelimesi ise hem gerçek, kat’i gibi ikaza dair anlamlar taşırken hem de yağmurun şiddetli ve azap şeklinde olduğuna işaret etmektedir. “Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” “Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötüdür.”
Aynı şekilde yardımcı fiillerde, su ile ilgili kavram ve lafızlarda aynı hikmet geçerlidir. Bunlar ‘riyâh ve ersele’ yani rüzgârın gönderilmesi, ‘sâka ve ecza’ yani bulutların yüklenmesi, sürüklenmesi gibi.
Kur’an-ı Kerim’in suya dair en çarpıcı ifadeleri de ilk yaratılan şeyin su oluşu ve kâinatın yaratılışında suyun önemidir.
Ezelde Allah vardı ve O’nunla birlikte başka hiçbir şey yoktu. Bu varlığı ve kâinatı daha sonra yarattı, o ışıksız gökcisimlerinden güneşler, aylar, göktaşları ve bulutlar meydana getirdi. Daha sonra şu yaşadığımız arzı var etti. Dört bir yandan karaların kendilerini kuşatmış olduğunu gören atalarımız, gezegenimizi ‘yer’ anlamına gelen ‘arz’ diye adlandırmışlar. Yüzyıllar boyunca yerkürenin sathının Akdeniz gibi küçük su kaynakları dışında tamamen kayalardan ve topraktan oluştuğuna inanmışlar.
Hûd Suresi 7.ayette Yüce Allah “Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur.” ifadesiyle ilk yaratılan şeyin su olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla su, Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri yaratmadan evvel yaratılmıştır.
Nesefi, bu ayetteki “Arş’ı su üzerinde iken” ifadesini şu şekilde tefsir eder: “…gökler ve yer yaratılmazdan evvel onun altında sudan başka bir şey yoktu. Burada, Arş’ın ve suyun göklerin ve yerin yaratmasından evvel yaratılmış olduğuna dair de bir delil vardır… Sonra bir rüzgâr yaratıp suyu onun sırtına bindirmiş, sonra da Arş’ı suyun üzerine koymuştur. Arş’ın su üzerinde durması akıl-fikir sahipleri için en büyük ibret vesilesidir.” (Nesefi, Medarikü’t Tenzil ve Hakaikü’t Tevil, 2, 180)
“Bu durumda Yüce Allah’ın bu mübarek varlığa kendisini diğer yaratıklardan ayıran birtakım gizemler koymasına şaşmamak gerekir. Çünkü her tür hayatın ana maddesi sudan yapılmıştır. Su hayata dair bütün hareket ve etkinliklerin tek aracıdır. Ağırlığının %70’inden fazlasını suyun oluşturduğu insanın da aralarında bulunduğu bütün canlı varlıkların, cisimlerin var edilmesinde suyun rolü vardır.” (Deylemi, el-Miyah fil Kur’an, s.17)
Müfessirler; kâinatta ilk var olan şeyin su olduğunu belirtirken, Bakara Suresi 210.ayetteki, “Onlar, sadece Allah'ın buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte gelmesini ve kendiişlerinin bitirilmesini gözetliyorlar. Oysa bütün işler Allah'a götürülür” ifadesi doğrultusunda “buluttan gölgelikler” sözünün “melekleri taşıması ve kıyametin bulutlarla kaplı olarak gelmesinin” yaratılışta ilk olan suyun kıyamet gününde de en son kalacak şey olarak suyun şerefini arttırdığını söz konusu etmektedirler. (Bin’abdullah, c.1, s.60)
Yine müthiş bir mucize ve su ile ilgili açık bir delil de; Kur’an’daki bütün canlıların sudan yaratıldığı ifadesidir. Kur’an da yedi farklı yerde, insanın nasıl yaratıldığı anlatılırken birbirinden farklı gibi görünen ifadeler geçmektedir.
1.de ‘Allah insanı topraktan’ yarattı,
2.de ‘balçıktan’ yarattı,
3.de ‘balçığın özünden’ yarattı,
4.de ‘kuru balçıktan’ yarattı,
5.de ‘yapışkan çamurdan’ yarattı,
6.da ‘kiremit toprağı gibi sert bir topraktan’ yarattı,
7.de ise ‘sudan’ yarattı demektedir. Hâlbuki bu ifadelerin tamamını Allah başka bir ayetinde açık bir şekilde hepsi birlikte olarak ortaya koymuştur. “Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki içinizden daha önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O'dur. Umulur ki düşünürsünüz.”
Kur’an insanla su nimetini birbirine sıkıca bağlamış; bu nimeti ona, sürekli menfaat ve hayra delalet eden özellikleriyle sunmuştur. Denizleri bir rızk hazinesi, yağmuru ilahi yardım ve rahmet kapısı olarak göstermiştir. Yüce Allah yarattıkları için gerek azık olarak gerekse eğlencelik olarak topraktan çıkardığı; ot, ağaç, hububat, bitkiler, meyveler, sebzeler, koku, giysi, ateş, tuz, hava… Kısaca her şeyi sudan çıkarıp insanlığın hizmetine sunmuştur. Allah, uhrevi hayatta ise cennet pınarları, nehirler, şaraplar, sel sebiller olarak yine muttaki kullarını su ile ödüllendireceğini müjdelemiştir.
Allah’ın bir azabı olarak su ele alındığında ise; hem dünyevi, hem de uhrevi birçok ikazla karşılaşırız. Gerek katı, gerek sıvı, gerekse gaz halindeki su insanoğlunun hem dostu hem de düşmanıdır. Sözgelimi buz, içecekleri soğuk tutar, yemekleri bozulmaktan korur, ama limanlarda ya da denizlerde gemilerin önüne set çekebilir. Kar, tarlaların daha verimli olmasını sağlayabileceği gibi yolları kapatıp trafik akışını engelleyebilir. Yağmur, yeryüzünü hayata elverişli hale getirmesi ve bütün güzel semerelerine karşılık, tarlaları telef edebilir, yol açtığı sellerle geniş alanları, canlıları hatta insanları telef edebilir. Buhar, bizim irademize boyun eğdiğinde, evlerimizi ısıtır, enerji üretir, ancak yüksek basınca maruz kalıp patladığı takdirde korkunç sonuçlar doğurabilir.
Allah, kendisine karşı gelip isyan eden asi kullarını açlık ve korkuya düşürür. Bunu da suyu tutuvermek ve verimi durdurmak suretiyle yapar. Bakarsınız yağmur yağmaz, kuraklık olur, bir de bakarsınız ekinleri insanları helak eden tufan ve sel şeklinde azap geliverir. Kur’an’da geçen ‘matar’ kavramı, sadece dünyevi azap ve ceza bağlamında kullanılışı itibari ile tıpkı ‘rıh’ kelimesine benzemektedir. Biri dışında hepsinin mekki surelerde varit olması da gözden kaçmamaktadır. Tamamı, ibret ve öğüt alınsın diye anlatılan geçmiş milletler içindeki peygamber karşıtı münafık ve kâfirlerin hayat hikâyesiyle alakalıdır. Söz gelimi, Lut Aleyhisselam ve Hud Aleyhisselam kavimlerinin kıssalarında münafık ve kâfirlerin; uyarıdan sonra gelen ve fakat rahmet bulutlarından gelecek ve kuraklığı kaldıracak bir yağmur zannettiklerini ancak şiddetli bir yağmur ve tufan ile cezalandırıldıklarını anlatır. Bugün de dünyanın çeşitli bölgelerinde zaman zaman da ülkemizde sel felaketlerinin açtığı zararlar hiç de küçümsenmeyecek boyutlardadır.
Rum Suresi 41. ayet vesilesiyle, dünyevi azap bağlamında Allah’ın insanları su ile cezalandırmasına ve dünyada küresel ısınma ve kuraklık olarak adlandırılan ikaza örnek vermek istiyorum. “Yalnız kazanç ve menfaat sağlama niyetiyle insanların bizzat elleriyle yaptıkları faaliyetler, işledikleri günahlar sebebiyle kırsal bölgelerde, gelişmiş merkezlerde, karalarda ve denizlerde kesinlikle bozulmalar, (iklimlerde) dengesizlikler, anarşi ortaya çıkarak hâkim olacak, sonuçta, Allah, dünyada, bu kötülükleri yapanlara, yaptıklarının bir kısmının cezasını tattıracak. Günahlardan, kötülüklerden vazgeçip hakka dönmelerine vesile olur diye onları uyarıyoruz.”
Görüldüğü gibi su insanın hem dostu, hem düşmanı, hem hizmetkârı, hem de efendisidir. Biri çölün ortasında tek damla su bulamadığı için susuzluktan ölürken, öteki sağanak yağmurdan kaçamadığı için boğulmaktadır. Bir kente yağmurun damlası düşmezken, bir başka yeri seller götürmekte, ekinleri telef etmekte, böylelikle rahmet afete dönüşmektedir. Allah’ın lütfu ve rahmeti sonsuzdur, ancak biz insanlar azgınlıklarımız sebebiyle ilahi ikazlara maruz kalmaktayız. Öyleyse “Fe eyne tezhebun” (Tekvir Suresi 26. Ayet) Nereye bu gidiş?
Çarşamba, Ocak 21, 2015 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , , | 0 Yorum »

0 yorum: