DÜŞ/TÜM



ne sılandaki dağın merhametli soğuğu
ne de gurbetindeki denizin acımasız sıcağı
ne kar
ne deniz
ne köpük
ne de toprak kâr eder artık bana…

göğüne bir yıldız astım sonra
tutsun da
oradan bakayım diye sana
tutmadı karanlıkta
göğünün merhametinden düştü yıldız
düştüm ayakuçlarına



kağıda gölgen düştü
kalem düştü
mürekkep düştü
kalbinin zirvesindeki kale’m düştü
ben çıplak ayaklarına düştüm
öleyazdım…

ellerini cebimde
kimse görmeden
kocaman ellerimle
ısıtmaya çalışacak kadar acizdim ben
dokununca olur zannetmiştim
ellerin şehrim, ellerim şehrin…
olmadı,
imkansız bir şehre düştüm!

hayır!
sıla ile gurbet arasında bir şehrim ben
adım: senşehri
adı sen olan bir şehirdeyim
ama sen yoksun!
sen ki gelmedin şehrime
ölüm düştü saçlarıma
kar yağdı saçlarına
ben şehrinden düştüm
uykuma düş diye düştüm
uykuna düştüm
yetmedi
gece düşünden
çiğ tanesi gibi düştüm
teninin ayaz ateşine sarıldım
düşümde seninle yanayım diye düşüne düştüm

eyy kalabalıklar içindeki
yalnız yanım benim
uyu hadi bensiz odanda…
ben içine ateşimi döke döke
uyuturum seni sensiz odamda…
gerdanından başlayıp
hüznümle yuya yuya
uyuturum seni düşümde…

gittin ya habersizce
beni almadın ya
şimdi istediğin kadar acıt canımı
bana ettiğin bedduandaki harflere bile
ben duamı sürerim, sen beni düşünme
melei âlâ’dan bir âmin düşer belki
sen üzülme diye düşünde…
ve ben ölürüm
nasıl yaşarım sensiz
bir düşün be!…

Şener İŞLEYEN

Çarşamba, Ocak 23, 2019 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: