İSLAMSIZ BİR DÜNYADAN BARIŞ DOLU DÜNYAYA (2)

YA DEMOKRASİ?
Peki Orta Doğu İslam’sız daha demokratik bir yapıda olabilir miydi? Avrupa’daki diktatörlük tarihi bu konuda da bir güven vermiyor. İspanya ve Portekiz’de zalim diktatörlükler daha 1970′lerin ortasına kadar sürüyordu. Yunanistan kiliseye bağlı diktatörlüğünden daha birkaç on yıl önce kurtulabildi.
Hristiyan Rusya hâlâ kendini tam olarak kurtarabilmiş değil. Çok yakın zamana kadar, Latin Amerika ABD’nin “kutsadığı” ve Katolik Kilisesinin de ortak olduğu diktatörlerce sömürüldü. Birçok Hristiyan Afrika ülkesi hala belini doğrultmuş değil. Hristiyan Orta Doğu’nun bundan farklı olacağını beklemek için bir sebep var mı?
Filistin ve Yahudi düşmanlığı
Ve Filistin… Yahudileri bin yıl boyunca utanmazca cezalandıran ve bu rezilliği Holokostla taçlandıranlar Hristiyanlar değil mi? Bu korkunç anti-Semitizm örnekleri Batı Hristiyan topraklarında ve kültüründe köklenmedi mi? Yahudiler bu yüzden kendilerine Avrupa dışında bir bölge aramadılar mı?
Yani İslam olmasaydı da Siyonist hareket yine Filistin’de ortaya çıkıp taban bulacaktı. Ve yeni Yahudi devleti yine aynı 750,000 Arap yerliyi Filistin’deki yaşadığı yerden Hristiyan da olsalar çıkaracaklardı- nitekim bir kısmı Hristiyandı.
Filistinliler kendi topraklarını geri almak için yine savaşacaklardı. İsrail-Filistin problemi yine ulusal, etnik ve sınırsal çatışmaların kalbi olacaktı, zaten ancak son zamanlarda dinsel sloganlarla desteklendi. Ayrıca Orta Doğu’da Arap ulusal hareketinin ortaya çıkmasında Arap Hristiyanlarının rolünü unutmayalım; örneğin ilk pan-Arap Baas partisinin ideolojik kurucusu Sorbon eğitimli Suriyeli bir Hristiyan olan Michel Aflaq’dı.
Elbette Orta Doğudaki Hristiyanların Batıya dinsel bir eğilimleri olduğu inkâr edilemez. Peki, bu eğilim dinsel çekişmeyi engelleyemez miydi? Hayır. Bizzat Hristiyan dünyası, Hristiyan gücünün ilk çağlarından beri çatışan mezheplere bölünmüştü; bu mezhepler Roma ve Bizans güçlerine karşı politik karşıtlığın araçlarıydı. Din altında birleşmek bir yana, altında derin etnik, stratejik, politik, ekonomik ve kültürel hâkimiyet mücadelelerinin olduğu savaşlar yaşandı.
İslamsız bir Orta Doğu halkının dini, İslam’ın ortaya çıktığı sırada bölgede hakim olan Doğu Ortodoks Hristiyanlığı olacaktı. Unutmayalım ki tarihin en uzun, keskin ve acı dolu dinsel ayrılığı Roma’daki Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Doğu Ortodoks Hristiyanlığı arasındadır-bu ayrılık günümüzde de sürmektedir.
Hristiyan düşmanı Hıristiyan
Doğu Ortodoks Hristiyanları, “Hristiyan İstanbul’un” 1204 yılında Haçlılar tarafından yağmalanmasını hiçbir zaman unutmadılar ve affetmediler. Yaklaşık 800 yıl sonra, 1999′da Papa John Paul II, bu gediği kapatmak için birkaç adım atmak ihtiyacını duydu ve bin yıl içinde Ortodoks dünyayı ziyaret eden ilk Katolik papası oldu. Bu başlangıcın daha yeni ortaya çıktığını düşünürsek, Hristiyan Orta Doğu’da bu sürtüşmenin bugün olduğu gibi o zamanda da var olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mesela Yunanistan’ı ele alırsak, bu ülkede Ortodoksluğun, milliyetçilik ve anti-Batıcı duyguların güçlü bir aracı olduğunu söyleyebiliriz. Yunan politikasındaki anti-Batıcı karakter, daha birkaç on yıl önce, bugün birçok İslamcı liderden duyduğumuz suçlamaları ve keskin görüşleri aynen seslendiriyordu.
Ortodoks Kilisesinin kültürü sekülarizm, kapitalizm ve bireyin üstünlüğünü vurgulayan Batı aydınlanma sonrası söyleminden keskin bir şekilde ayrılır. Kilisenin Batı’yla ilgili korkularının kalıntıları-Batı misyonerliğinin kendi dinine çevirme isteği, dinin, kendi toplum ve kültür kodlarının korunması için bir anahtar olarak algılama eğilimi, Batı’nın bozulmuşluğu ve emperyal karakteri- halen sürmekte ve mevcut Müslüman korkularıyla paralellik arz etmekte. Ortodoks Hristiyan Orta Doğuda da, Doğu Ortodoksisinin en büyük merkezi konumundaki Moskova’nın özel bir etkisinin olacağı şüphesiz. Hristiyan Orta Doğu’nun Soğuk savaş döneminde, Doğu-Batı çekişmesinde jeopolitik arenada yine önemli bir rolü olacaktı. Bu yüzden Samuel Huntington, Batı ile çatışacak medeniyetlerin arasında Ortodoks Hristiyanlığını da zikretmiştir.
Günümüze gelirsek, Irak’ın ABD tarafından işgalinin, Hristiyan olsalardı da olumlu karşılanmayacağını herhalde bekleyebilir. ABD, ultra-milliyetçi ve seküler bir lider olan Saddam Hüseyin’i Müslüman olduğu için devirmedi. Diğer Arapların da işgal travmasında yine Irak Araplarını destekleyeceklerini bekleriz. Hiçbir yerde insanlar yabancı işgalini ve kendi vatandaşlarının yabancı askerlerce öldürülmesini hoş karşılamazlar çünkü. Ve dış güçler tarafından tehdit edilen gruplar, kendilerine tutunacak uygun ideolojiler bularak, direniş mücadelelerini bayraklaştırır ve yüceltirler. Din de bu şekilde kullanılan bir ideolojidir.
İşte İslam’sız bir dünyanın portresi. Doğu Ortodoks Hristiyanlığının etkisindeki Orta Doğu’nun, tarihsel ve psikolojik sebeplerle Batıya mesafeli hatta düşman kilisenin, günümüzde bile hala ana etnik ve mezhepsel çekişmeyi, tarihten gelen bir tepkiyi sürdüren kilisenin, Batı emperyalist orduları tarafından birçok defa istila edilen; kaynaklarına el konulan; sınırları Batılılar tarafından kendi isteklerine göre çizilen ve rejimleri Batılıların dayatmalarına uygun olarak kurulan Ortodoks dünyasının resmi.
Bu tabloda Filistin yine yanacaktı. Yine Filistinlilerin Yahudilere, Çeçenlerin Ruslara, İranlıların İngiliz ve Amerikalılara, Keşmirlilerin Hindistanlılara, Tamillerin Sri Lanka’daki Sinhallere, Uygur ve Tibetlilerin Çinlilere direndiğini görecektik. Orta Doğu yine görkemli bir tarihi model olacaktı- 2000 yıllık büyük Bizans İmparatorluğu’nun kendine kültürel ve dinsel sembol olarak tanımladığı bir model. Bu da birçok yönden Doğu-Batı ayrımını sürdürecekti. Bu resmin, barış ve huzur dolu bir resim olmadığı açık.
Graham E. Fuller
Perşembe, Kasım 06, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , | 0 Yorum »

0 yorum: