İSLAMSIZ BİR DÜNYADAN BARIŞ DOLU DÜNYAYA (1)

İSLAMSIZ BİR DÜNYA
Yapabilirseniz, İslam’ın olmadığı bir dünya düşünün… Kabul etmek gerekir ki “ben merkezci” dünya görüşü gündem başlıklarına sirayet ediyor. Çünkü uluslararası karışıklıkların altında hep İslam var gibi görünüyor: İntihar saldırıları, işgaller, direniş mücadeleleri, isyanlar, fetvalar, cihad, gerilla mücadelesi, tehdit videoları ve tabi ki 11 Eylül.
Bütün bunlar neden oluyor? Bu soruya “İslam yüzünden oluyor” diye cevap vermek bizlere net, hiç de karışık olmayan ama eksik bir analitik ölçüt sunuyor. Dünyanın kıvranışlarına mana vermek bu şekilde daha kolay oluyor. Hatta bazı neo-muhafazakarlara göre “İslamofaşizm” yaklaşan 3.dünya savaşında karşı saftaki onulmaz düşmanımız konumunda bulunuyor.
Ama biraz da bana kulak verin. İslam diye bir şey ya hiç var olmasaydı? Muhammed adında bir Peygamber bulunmasaydı, İslâm Orta Doğu, Asya ve Afrika’nın geniş bölgesinde hiç yayılmamış olsaydı?…
Dikkatimizi günümüzün en duygusal konuları olan terörizm, savaş ve yaygın anti-Amerikancılığa odakladığımız için, bu krizlerin doğru kaynaklarını anlamamız epey zorlaşıyor. Problemin kaynağı İslâm’ın kendisi mi, yoksa daha kapalı ve daha derin başka bir takım faktörler mi var?
Argümanın gereği doğrultusunda tarihi hayal gücümüzü kullanıp kafamızda İslamsız bir Orta Doğu resmi canlandıralım. Böyle bir durumda mevcut sorunlarımızın birçoğundan kurtulur muyduk hakikaten? Orta Doğu daha barış içinde bir yer mi olurdu? Doğu-Batı ilişkilerinin karakteri ne kadar farklı olurdu? İslam olmadan, uluslararası düzen bugün olduğundan çok daha farklı bir tablo sunar mıydı?
İSLAM DEĞİLSE, O ZAMAN NE?
Orta Doğu’nun en eski zamanlarında, İslam, kültürel normları ve halkların politik tercihlerini şekillendirmiştir. O halde İslam’ı Orta Doğu’dan nasıl soyutlayabiliriz? Hayal etmek o kadar güç değil aslında.
Etnik köken ile başlayalım. İslam olmadan da, bölgenin yapısı oldukça karmaşık ve çatışmaya müsait. Orta Doğu’nun baskın etnik grupları arasında Araplar, Persler, Türkler, Kürtler, Yahudiler, Berberiler ve Peştuniler var. Bunlar İslam olmasaydı da baskın gruplar olacaklardı. Persleri ele alın: İslam’dan çok önce, büyük Pers imparatorlukları Atina’nın kapılarına dayanmış ve Anadolu’da hükmeden medeniyetlerle sürekli rakip olmuşlar. Semitik halklarla da sürekli mücadele etmişler, Bereketli Hilal üzerinde ve Irak içinde savaşmışlar.
Arapların kabile ve tüccarları Orta Asya’nın Semitik bölgelerine İslam’dan çok daha önce de göç ederek genişleme eğiliminde olmuşlardır. Moğollar, 13.yüzyılda Orta Asya ve Orta Doğu’nun büyük bölümündeki medeniyetleri, İslam olmasaydı da yıkacaklardı. Türkler Anadolu’yu, Viyana’ya kadar Balkanları ve Orta Doğu’nun büyük bölümünü yine zapt edeceklerdi. Bu çatışmalar, güç, sınırlar, bölgesel etki ve ticaret üzerinden gerçekleşiyordu ve İslam ortaya çıkmadan çok önce de mevcuttu.
Yine de denklemden dini tamamen çıkarmak doğru olmaz. Eğer İslam hiç ortaya çıkmasaydı, Orta Doğu’nun büyük çoğunluğu (aynı şimdi İslam varlığında olduğu gibi farklı mezheplerdeki) Hristiyan olarak kalacaktı. Çünkü o zaman az sayıda Zerdüşt ve Yahudiler dışında, bölgede başka büyük bir din bulunmuyordu.
Peki ya Orta Doğu Hristiyan kalsaydı? Batı ile bir uyumun ortaya çıkmasını bekleyebilir miyiz? Bunu söylemek için genişlemeci orta çağ Avrupa dünyasının güç ve hegemonyasını komşusu şark’a ekonomik ve jeopolitik sebeplerle dayatmayacağını varsaymak durumundayız ki bu pek mümkün görünmüyor.
Mesela Haçlı seferlerinin sebebi politik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlardı. Hristiyanlık bayrağının sembolü altında, Avrupalıların dünyevî istekleri ve beklentileri yatıyordu. Batı’nın dünyadaki emperyal tahakkümünde yerli halkın dininin çok önemli olduğunu söyleyemeyiz. Avrupa tutkulu bir şekilde “Hristiyan değerlerinin yerlilere aktarılmasından” bahsetmiş olsa da, asıl hedef sömürge karakolları oluşturarak büyük kentlere zenginlik aktarmak ve Batının güç projeksiyonuna zemin sağlamaktı.
Hristiyan Orta Doğu’da halkın, Avrupa filolarını ve silahlı tüccarlarını sevinçle karşılamayacakları muhakkaktır. Emperyalizm için de bölgenin karmaşık etnik mozaiği oldukça iştah kabartıcıdır - çünkü “böl ve yönet” adlı eski oyunun hammaddesi çeşitliliktir. İslamsız bir Orta Doğu’da Avrupalılar’ın yine kendi itaatkar yerel yöneticilerini, kendi ihtiyaçlarını sağlamak için yerleştireceklerini düşünmek yanlış olmaz.
MODERN SAVAŞLAR
Zamanı şimdi ileri sarın ve petrol çağının Orta Doğu’suna gelin. Orta Doğulu devletler, Hristiyanlar da dahil, kendi bölgelerindeki Avrupa sömürgeciliğini hoş mu karşılayacaklardı? Hiç sanmıyorum. Batı, yine Süveyş Kanalı gibi, aynı kördüğüm noktalarını oluşturup kontrolü elinden bırakmayacaktı. Orta Doğu’lu devletlerin sömürge projelerine direnişinin kaynağı İslam değil, sınırlarının Avrupa jeopolitik tercihlerine uygun olarak yeniden çizilmesine karşı olmalarıydı.
Orta Doğulu Hristiyanlar da emperyal Batının petrol şirketlerinin sırtını Batıcı naiplerine, diplomatlara, ajanlara ve ordulara dayamasını hoş karşılamadılar, Müslümanlardan daha şiddetli tepki gösterdiler. Bunu görmek için Latin Amerika’nın, ABD’nin kendi petrolleri, ekonomisi ve politikası üzerindeki dominyonuna gösterdiği reaksiyonun uzun tarihine bakmanız yeterlidir. Orta Doğu’nun da kendi topraklarında, pazarlarında, egemenliğindeki yabancı arzulara karşı milliyetçi anti-sömürgeci hareketler kurup karşı durması, kontrolü eline almaya çalışması tabiidir-tıpkı Hindu Hindistan’ın, Konfüçyüsçü Çin’in, Budist Vietnam’ın ve Hristiyan/Animist Afrika’nın yaptığı gibi.
Cezayir Hristiyan olsaydı da Fransızlar tarım bölgelerini gasp edecek ve yine sömürge kurmaktan geri durmayacaktı. Etyopya’nın Hristiyanlığı onları İtalyanlar tarafından zalimce yönetilen bir sömürge olmaktan onları kurtaramadı. Orta Doğuluların Avrupa sömürge sistemine tepkisinin İslam’lı veya İslâm’sız bir coğrafyada farklı olacağını düşünmek için hiç bir sebep yok.
Graham E. Fuller
Çarşamba, Kasım 05, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , | 0 Yorum »

0 yorum: