KONYA İSTİKLAL HARBİ ŞEHİTLİĞİ



Belki birkaç gün gecikmiş bir yazı… Ama bu destanı hatırlamak için sadece bir günlük anma programlarının yapılarak 364 gün anımsanmaması, ülkemizin son dönemde yaşadığı Ergenekon sürecindeki derin olayların üzerine yıllardır gidilmeyişi aynı bakış açımızın bir sonucu değil mi? Halbuki tarihimizi her an canlı tutmak, ondan dersler çıkarmak, ecdadımızın tecrübelerini bilip, hataları tekrarlamamak bizi düzlüğe daha çabuk çıkarmaz mı? Öyle değilse 14’ünde 15’ünde çocuk denecek yaşta askere giden ve şehid olan insanları cepheye sürükleyen neydi? Neyse uzatmayalım… Gazetenin birinde küçük bir öykü okudum bu sabah o günlere dair. Öykü o günleri yaşayanların torunlarına ait…
“Yıl 1913, ikinci sevinci de yaşatmıştı Yaradan. İkinci çocukları bir oğlandı bu sefer. Kızlarıyla iki yaştı arası. Ülkenin savaşa girmeye başladığı bu tarihlerde halk kendisini neyin beklediğinden habersizdi. 1914 yılının sonlarına doğru savaşın gerçek yüzüyle tanışmıştı Osmanlı devleti ve aynı tarihlerde Çanakkale boğazında başlayan hareketlilik halkı da tedirgin etmişti. Tüm yurtta savaş hazırlıkları başlamış köylerden, kasabalardan genç delikanlılar savaşa çağırılıyordu. Bu telaşlı günlerden birinde bu iki güzel çocuğun babalarıyla özlemi sürerken, babaları ve amcaları savaşa çağırılmıştı. Amca aldığı eğitimden dolayı karargâhta kaldı, küçük kardeş helalleşip savaş alanına doğru yol aldı. Aradan geçen üç, dört ay sonunda savaş şiddetlenmiş Çanakkale boğazı deniz zaferini kazanmış içeride, karada kanlı muharebelere şahit olmaya başlamıştı. Tarih 22 Mart 1915’i gösterdiğinde geride bıraktıklarının özlemi ve Allah’a kavuşmanın verdiği sevinçle Kanlıdere’de ruhunu teslim etmişti babaları. “36. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük Kanlıdere”. Haberin ulaşması geç olmadı, bir arkadaşı cebinden çıkardığı saati uzattı onlara, babalarının saati. Sadece geriye kalan köstekli bir saatti. Eşi, annemin babaannesiydi. Şehit olduğuna mı sevinecek yoksa geri dönemediğine mi üzülecekti. Hayat iki güzel evlat verdi, kucaklaşamadan geri aldı vatan borcu için. Annem anlatır durur “Babannemin gözü hep kapıda olurdu, İbrahim şimdi içeri girecek diye, hiç umudunu kesmemişti.”der hep. Hatta Yemen ve Çanakkale türkülerini de dilinden düşürmezmiş. Yemen’de, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta çok şehitler verdi bu millet, vermeye de devam edecek. Vatan için yaşayıpta şehit olana ne mutlu. Çanakkale savaş alanını görmeden gitmeyin bu dünyadan, çocuklarınıza da gösterin, torunlarınıza da. Vatanın her karış toprağı Çanakkale kadar değerli, her evladı kendi evladımız kadar önemli. 18 Mart 1915 Çanakkale deniz zaferinin yıl dönümünde tüm şehitlerimizi rahmetle anar, ülkemizin Osmanlıdan kalan iman gücüyle korumaya çalıştığı bu toprakların nesiller boyu huzur içinde yaşamasını dilerim.”
Öyküde geçen tavsiye çok önemli. ‘Çanakkale savaş alanını görmeden gitmeyin bu dünyadan, çocuklarınıza da gösterin, torunlarınıza da.’ Bu konuda Konya Büyükşehir Belediyesini ve Başkanını tebrik etmek lazım. Çanakkale ile arasındaki kilometrelerce mesafeyi düşünmüş, Konya ve çevresinden o günün şartlarında yaşanan savaşlarda şehid olan insanları araştırmış, listelemiş ve Mevlana Türbesi yanında bir İstiklal Harbi Şehitliği yapmış. Şehitliğin içine o günleri anlatan bir küçük savaş müzesi konuşlandırmış. Mini müzede, savaş alanları, cepheler, o günün yaşantı biçimi, savaş esnasındaki debdebe her şeye yer verilmiş. Çanakkale’yi görün ama her bir bölümü gerçeği aratmayacak, Konya Şehitliğini de ziyaret edin. Hem şehitlerimize, hem Mevlana’ya, hem de yanındaki üçler mezarlığında yatan geçmişlerimize bir Fatiha okuyun. Kim bilir belki binlerce şehid ismi içinde bir amcanızın, dedenizin ya da her hangi bir akrabanızın ismine rastlarsınız…
Cuma, Mart 20, 2009 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: