AŞK VERMEKTİR

İnsan doğduğu anda bir bebek olduğunu idrak etmez. Büyük güçlerle donatılmış bir Tanrı gibidir adeta. Ebeveynler de bunu besler. Aslan oğlum der, pamuk kızım der. Babasının ya da annesinin gücü onun olur ve her şeye gücü yeter. Bu gücü kendisinin zanneder. O elini kaldırınca tüm dünyada onunla birlikte kalkmaktadır. O gülünce güler herkes. Ağlayınca ağlar.
Ancak bu çok uzun sürmez. Yavaş yavaş büyümeye başladıkça bebeklik zamanlarına gösterilen tolerans azalır. Artık diğerlerinin gücü ondan uzaklaşır ve kendi gücünün sınırlı olduğunu fark ettikçe Tanrılığını da sorgulamaya başlar. Artık Tanrı değildir. Kırılmalar yaşar. Bu kırılmalar optimum düzeyde olursa kişiliği güçlenir ve gerçek olur. Ağır kırılırsa o dönemlerde ruhsal büyümesi durur ve kendi içinde sadece kendisinin bildiği başka bir kişiliği dayatır. Dışardan başkaları tarafından görülen kişiliği ile kendini zannettiği kişiliği farklılaşır. Kimsenin onu anlamadığını söyler durur. O kendini hala bir Tanrı kadar güçlü, bir hükümdar gibi kudretli zannedip diğer insanlardan buna dair davranışlar beklerken insanların ona sıradan biriymiş gibi davranmalarını hazmedemez ve sürekli kırılıp, incinip, küser. İnsanları nezaketsiz bulur. Anlayışsız bulur. Kaba bulur.
Olgunlaşması gerekmektedir.
Olgunlaşma basamakları kısaca dört bölümde incelenir psikolojide:
Haset Evresi
Kıskançlık Evresi
Açgözlülük Evresi
Şükran Evresi.
Bundan sonra etrafınızdaki insanları değerlendirirken bir de bu tanımlamalar ışığında bakın. İçinde bulunduğu evre onun olgunluk düzeyini gösterecektir. Yakın ilişkilerde mutlaka şükran evresine ulaşmış insanları tercih edin. Şimdi bu evreleri kısa kısa gözden geçirelim:
Haset, başkasındaki nimetlerin yok edilmesi davranışına götürür. Başkasında gördüğü iyi hiçbir şeye tahammül edemez ve onu ve sahip olan kişiye karşı yıkıcı niyetler besler. Hiçbir şey yapamasa arkasından konuşur. Onu kötüler. Onda iyi hiçbir şey göremez. Hz Mevlana hasedin yaşamdaki en zor geçit olduğunu söyler. Bir çok insan buradan geçemez ve gerisinde kalır. Sadece almak için yaşar. Almakla kalsa iyi başkalarındakiler de olmasın diye. Haset sahibi aslında çok zor durumdadır. Büyük acı çeker. Ve hissettikleri hem yüzünde ve davranışlarında görünür hem de bunu herkese yaşatır. İşte kardeşlerinin Yusuf Peygamber’e yaptıkları en bariz örneği. Kardeşlerin kardeşlere yaptığı zaten herkesçe malum. Kendi çocuklarınızda ve kardeşlerinizde bile rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Öncelikle bu duygunun fark edilmesi ve düzeltilmesi gerektiğinin idrak edilmesi gerekir. İmam-ı Gazali bunun için haset edilen kimseye dua edilmesini önerir.
Kıskançlık, hasede göre daha ehven bir evredir. Diğerindeki olmasın ya da yok olmasın değil de ondakine imrenmek kendiside de olmasını istemek gibi düşünülebilir. Bu da geçilmesi gereken bir evredir.
Açgözlülük, ise her şeyi toplamak, kanaat edememektir. Hz Pir bunu kazın yaptığına benzetir. Seçmeden ne varsa toplayıp gömmek. Bitmek bilmeyen bir hırs ve tamah.
Ulaşılması gereken asıl olgunluk şükran evresidir. Bu evreye ulaşan verebilmek üzerine odaklanır. Elindeki her şeyden uygun ölçülerde diğerlerine de vermeyi önemser. Verebilme evresidir. Vermek almanın önündedir.
Anlaşılıyor ki olgunlaşmayla verebilmek birlikte zikredilmesi gereken iki kelime, iki özellik. Verebilen insanlar olgundur. O yüzden sevilmek isteyen, önemsenmek isteyen, toplumda bir yer edinmek isteyen insan vermeyi öğrenmek zorundadır. Canından, malından, bilgisinden ve her neye sahipse hepsinden başkasını faydalandırmak üzerine kurmalıdır hayatını. Verebilmeyi öğrenmelidir.
Vermek ancak olgun insan davranışıdır. Bu yüzden insanlara paylaşma, verme, empati eğitimleri verilmeli ve bu özellikler özendirilmelidir.
Ramazan ayı geliyor bu önemli bir fırsat. Sadaka, zekat ve benzeri ibadetlerle özellikle bu ayda insan kendini eğitmeli ve geliştirmelidir. Yoksa ilkel basamaklarda ömrünü zayi eder.
Sözü Hazreti Mevlana’ya bırakmak en doğrusu:
O para veriş cömert kişiye lâyıktır. Can vermekse esasen âşığın vergisidir.
Hak uğruna ekmek verirsen sana ekmek verirler; Hak uğruna can verirsen sana da can bahşederler.
Şu çınarın yaprakları dökülürse Tanrı, ona yapraksızlık azığı bağışlar.
Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Tanrı’nın inayeti, seni hiç ayaklar altında çiğnetir mi?
Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği, tarlada belli olur.
Fakat tohumu ambara kor, biriktirirse zaman geçtikçe bitler, fareler, o tohumu yiyip bitirirler.
Bu cihan tamamıyla fânidir; aradığını sebatlı, kararlı âlemde ara! Sûretin sıfırdan ibarettir; dilediğini mâna âleminde dile!
Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al! (Mesnevi.1.2235-2242)
Dr Faik Özdengül
Çarşamba, Temmuz 14, 2010 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: