VERANDASINDAYIM AŞKIN

Verandasındayım aşkın, girebilsem içeri alacağım gül kokunu.
Yemenli Uveys gibi, bâbında geda olmak, sonra eli boş dönmek mi var? Hırkana talip olup, visaline hasret çekmek gibi, ana hakkına râcih olmak, vuslatının yerine. Maveradan beklediğim seni taşıyan gül soluklu burağın gelmesi geciktikçe, çöller dolusu zerrelerin aktığı kum saatinin sinesinde, kalp atışlarımı elemekteyim. Ve sen; aşkın zümrüt tepelerinde billûr bakışlarınla kurulurken, ben; dörtnala yılkıların yelesinde, anı geleceğe tebdil eden zamanın kuytularında ve verandasında aşkın seni tahayyüldeyim. Zaman dürülmede avuçlarında. Bembeyaz zambaklar açar vadinde. Benim muhayyel ülkemin muhayyel hancısı, kabul etsen bir kere; kademinin altında zerre olsam, babında kıtmirin ya da bir ağaç kütüğü bedenini yasladığın.
Uyandırmasın âlem-i menâmdan beni hiç kimse, öylece kalayım seninle, kâh rüzgârın söylediği visal şarkısını, kâh ayrılığın hicran bestesini dinleyeyim.

Verandasındayım aşkın, girebilsem içeri göreceğim nur yüzünü.
Hz. Vahşi gibi cinayetler işleyip, huzurdan kovulmak mı var? Firakın matemini giyinip, tövbelerle gizlenmek örtüler ardında ve cemaline hasret kalmak, pâkini sakınmak günahkâr çeşmimden. Ben böyle canhıraş uğraşırken, elif duruşunla ve gül misal tebessümünle sen çıka gelsen tenteler ardından. Önünde Kusva gelse salına salına. Çökse yüreğimin hüzünlü kovuklarına, peşin sıra dizili hüthütler ve güvercinlerle beraber. Zaman bir güvercin gerdanlığı senin boynunda, ay gümüş bir sini koynunda, güneş saçtığın nurdan ilham almada. Sen bahtiyar mısın bilmem, ben yüreğimde katar katar gamla birlikte gam yükü kervanının en öndeki yolcusu, utangaç bir yüzle, şefaat dilemekteyim.

Verandasındayım aşkın, girebilsem içeri duyacağım yâr sözünü.
Kab Bin Malik gibi, gelememek ardından, sen zorluk ordusuyla giderken. Sonra affa duçar olmak. Turkuaz renkli rahmet bahrin kaplarken kâinatı, ben sığ koylarında gelgitler yaşamaktayım. Minarelerin kandilleri muştu olurken yüreklere, maveradan kokun gelir esen yellerle, seherlerde. Kalbimde ma’kes bulan beliyyelerin katran karası rengi, gecenin derinliklerine aksetmede. Müstağfir bir bedenle idbar edip ikbale, kesretin zorlu yokuşlarını geride bırakarak, vahdetin hoş ikliminde neşvü nema bulabilmek için yed-i beyzayım kutsal saatlerde… Bu demde, yine bir muhayyel iklime yolculuğum başlamada. Senin muhayyel gülşenine vasıl olmaktan başka bir niyet arama bu yolculukta n’olur…

Verandasındayım aşkın, çalacağım kapını elbet, bekle beni elif duruşunla. Bir gün vav’ın teslimiyetiyle kademinin eşiğinde bulursan günahkâr bedenimi, şaşırma. Çünkü ben; bir iftar zamanı, kurumuş dudakların suyu beklediği gibi beklerken, beraatım okunacak senin niyazınla ve bir katrenin özünde geleceğim sana kucağımda ummanlarla. Visalin ne olduğunu anlatacağım bir bir… Asırların hasretini anlatarak soracağım sana ümmetinden miyim diye. Sancağının gölgesinde yer gösterip bana ‘gel’ diyecek misin, aşkın verandasından cennetine çekecek misin beni de.

Verandasındayım aşkın, soluğun gedavet rüzgârı olmuş, nihavent bir makamda huzura dalmışım, uyandırmayın düşümden, bozmayın muhayyilemi, öylece haşrolayım…

Şener İşleyen
22/09/2010 Konya
Cuma, Eylül 24, 2010 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , | 0 Yorum »

0 yorum: