BU KADAR ZOR MU?

1. Hadi kabul edelim…
Siz paralel yapı değilsiniz.
Dinlemediniz, dinlendiniz.
İzlemediniz, izlendiniz.
Kumpas kurmadınız, size kumpas kurdular.
Emniyette, yargıda, eğitimde, orduda art niyetli olarak kadrolaşmadınız, fakat art niyetli kadrolar kendilerini sizdenmiş gibi gösterdiler.
Siz ajan değilsiniz, ajanlık yapmadınız, fakat devlet üzerinde emelleri olan ajanlar içinize girip sizin saflığınızdan da faydalanarak sizi kötü emellerinde kullanmaya çalıştılar, ama siz müsaade etmediniz, tehdit edildiniz, santaj gördünüz.
Sizin burs, yardım, sadaka, zekât adı altında gönüldaşlarınızdan makbuzsuz, belgesiz aldığınız paralar yardım, ama başka vakıf, cami, okul veya derneklere başkaları tarafından yapılan parasal yardımlar ise ihale rüşveti veya yolsuzluk aklama parası.
Sizin iş adamlarıyla, sermayeyle hiç işiniz olmaz, ama onlar size yardım, sponsorluk veya burs parası vererek, ülkemizin fahri elçileri olarak kabul gören sizin yurtdışı öğretmenlerinizden, bazı ihalelerinde yardım etmeleri için ricacı oldular, ama siz yine de istediklerini yapmadınız. Gönüllerini almak için ananas gönderdiniz, tespih hediye ederek “bizim işimiz sadece Kur’anı tebliğ ve zikrullahtır” mesajı verdiniz. Buna da tamam dedik.
Beddua etmediniz, talebelerinize de ettirmediniz, 
“Peygamber Türkçe Olimpiyatlarına geldi” demediniz, O’nu dizilerinizde miraç hadisesiyle kullanmadınız, 
Hatta Hoca Efendi geçmiş sohbetlerinde “hakimde kiralarsınız, savcıda kiralarsınız, amacınıza ulaşmak için bir verip bin alırsınız” diye sizi yönlendirmedi, PKK sempatizanları için “evlerine uyuşturucu koyup, ihbar edip yakalanmalarını sağlayabilirsiniz” demedi, "bu davanın selameti için gerekirse Türkiye feda edilir" diye söylemedi. 
Zaman zaman verilen dine ve itikadi zorunluluklara aykırı fetvalarda Hoca Efendi tarafından söylenmedi. Kabul edelim bunların hepsi montajdı, dublajdı.
Ve daha yaptığınız iddia edilen yanlışları hiç yapmadınız ya da bize aktarıldığı gibi yanlış değil, siz doğru yaptınız, birileri yanlış gösterdi bize.



2. Ayrıca yine kabul edelim…
Hükümet demokrasiden uzaklaştı.
Çaldı, çırptı.
Terör örgütlerine yardım etti.
Yargıyı, emniyeti, orduyu kendi hegemonyası altına aldı.
Dershaneleri kapatarak eğitim katliamı yaptı.
Gezi olaylarında ağaç katliamı yaparak vatansever gençleri suçsuz yere copladı, içeri attı.
Başbakan diktatör bir tavır sergileyerek ülkeyi 50 yıl geriye götürdü ve bunları ilk 10 yılında ölümüne desteklediğiniz zamanda değil de son 1-2 yılda yaptı.
2002 yılında 13 ülkede eğitim kurumlarınız varken hükümet sizi desteklemediği halde bugün 144 ülkede eğitim kurumlarınız var, hatta Rusya okullarınızı kapatma kararı almışken, araya Başbakan girerek okullarınızın kapanmasını engellemedi, siz kendi gayretlerinizle başardınız.
Türban özgürlüğü yalan, eğitim seferberliği safsata, yapılan yollar, demiryolları, köprüler, havaalanları hepsi birer resimden ibaret ve hiçbiri gerçek değil.
IMF’ye olan borç kapanmadı, işsizlik oranı ve enflasyon düşmedi, hatta devletin borcu hep Başbakanın ve yandaşlarının yürüttüğü paralar yüzünden katlanarak büyüdü.
Şimdi de kara propaganda yaparak sizi paralel devlet olmakla suçladı diyelim.

3. Birde şöyle bakalım…
Siz yine yukarda yazdığım gibi masumsunuz, hükümette masum, gerçek bir vatansever gibi birlikte hizmet ettiniz. Ama hükümet de, sizi dinleyen, izleyen, sizden olmayan ama kendilerini sizdenmiş gibi gösteren art niyetliler tarafından sizle beraber kumpasa getirildi ve sizle beraber hükümette bitirilmek istendi.

4. Ve son olarak dilim varmıyor ama öyle kabul edelim, faraza…
Siz gerçekten devletin başına çöreklenen hain bir paralel örgütsünüz, ajanlık yaparak, dış güçlerin güdümüne girerek Türkiye sırlarını onlara servis ediyorsunuz, hoşgörü, diyalog söylemiyle ve din adına Allah, Peygamber diyerek insanları sömürdünüz, bekanız uğruna kadrolaştığınız elemanlarla Türkiye’yi ve hükümeti yıkmaya varan operasyonlar yapıyorsunuz. Ve hükümet masum, hiçbir suçu yok diyelim.

Şimdi eğer 1. kısımda ve 2. kısımda yazılanlar doğru ise; neden, 17 Aralık tarihine kadar tepkinizi ortaya koymadınız ve neden 17 Aralık soruşturmasını yürüten savcılar ellerinde onlarca sonuçlanmasını bekleyen dosya dururken, bir gecede kimsenin bilmediği ve fakat sizin farkında olduğunuz bu gerçekleri ortaya döküverdiler. Siz neden başkalarının paralarıyla tatile giden, işlerini aksatan ellerindeki sonuç bekleyen soruşturmalar dururken, 14 ay öncesinin kayıtlarıyla bir gecede soruşturma başlatan savcılara sahip çıktınız. Neden son üç ayda hükümet hakkında servis edilen tape ve videoların hepsi doğru ve gerçekte, sizin hakkınızda çıkan tape ve videolar montaj ve düzmece. 2011-2012 yılında köşe yazarlarınızın eleştirdiği bazı emniyet, ordu ve MİT’ten atılmış, bugün gazetecilik yapan ajanlar, hemen ardından neden size ayar vererek “elimizde kayıtlarınız var, bir daha düşünün isterseniz” dediler. Bu kayıtlarda ne var ki, siz ve medyanızın yazarları bu ayardan sonra hükümet karşıtı oldunuz. Neden iktidarın paralel örgüt olarak gördüğü Hoca Efendinize, yakınındaki operasyonel ekibe, emniyete ve yargıya sızmış art niyetli cemaat mensuplarınıza ve medya organlarınıza sarfettiği cümleleri özellikle yurtdışında görev yapan gönüllü öğretmenlerinize söylenmiş gibi göstererek algı psikolojisiyle acitasyon yapıyorsunuz.

Hadi 3. kısımda yazılanlar doğru diyelim. O zaman neden çıkıp ta “Ey Başbakan, size de bize de oyun oynanıyor, birlikte çözelim diyerek, güç birliği yapmıyor sunuz?

Hiç düşünmüyor musunuz, size ayar çeken ajanlar, hükümetin, yargının, emniyetin mensuplarına da aynı ayarı vermiş olamazlar mı? Hükümet hakkında ortaya sürülen tape ve videolar gibi sizin tape ve videolarınız da ortaya çıkarsa ne olur diye mi düşünüyorsunuz? Hükümet, "tepenize çöreklenmiş ajanlar, haşhaşiler, yezidler varsa gelin birlikte bulalım, inlerine girelim" diyor, ama siz bu suçlamaları üzerinize alarak kendinizi hedefe koyuyorsunuz ve hatta okullarınızda dershanelerinizde öğretmenlik yapan, size en masum duygularla yardım yapan gönüşdaşlarınıza söylenmiş gibi göstererek duygu sömürüsü yapıyorsunuz. Bakın onca tape ve video çıktı, ne oldu her iki tarafta şantaj, montaj, dublaj diyor ve kararı ma’şeri vicdana bırakıyor, yapılacak seçimleri ma’şeri vicdanın göstergesi olarak görürseniz, çözüm sandıkta o zaman. Sizin de bir yanlışınız yoksa ve sizin de abdestinizden şüpheniz yoksa namazınızdan da şüpheniz olmasın. İktidara diklendiğiniz kadar, hükümete yüklendiğiniz kadar size ayar veren o malum güruha karşı çıkın, itiraf edin, ihbar edin, ama heyhat… Hala onların kuyusuna su taşıyorsunuz. Bu sizi haklı veya masum yapmıyor, onlarla beraber vatan haini yapıyor anlayın artık.

Eğer 4. kısım doğru ise size zaten söyleyecek sözümüz yok, yorum da yok. O zaman mahşeri vicdan devreye girecek. Son söz orada söylenecek. Hırsız dediğiniz, yolsuz dediğiniz Başbakan, kabinesi ve diğer milletvekilleri çalıp çırptılarsa hesabını vereceklerdir elbette huzuru mahşerde. Bize de "bunlara niye oy verdiniz" diye sorarlarsa, "bu ülkede ve hatta dünyada müslümanlar adına hizmet edenlere kapı açtı, mazlumlara yardım etti, siyonizme, İslam düşmanlarına karşı çıktı, tüm okullarda Kuran-ı Kerim ve Siyer dersleri okutulmasını sağladı, türbanı serbest bıraktı" diyeceğim. "Türkiye Cumhuriyetini kurulduğu zamandan beri en iyi yöneten, Hak için halka hizmet eden bunlardı" diyeceğim. Diğerleri içinde "hiç olmazsa ehveni şer buydu" diyeceğim. "Irkçılık yapmadı, din düşmanlığı yapmadı, terör belasını bitirmek için uğraştı, ülkenin her yerine hizmet etti, bölücülük yapmadı, vatanı, milleti, devleti bölenlere, bölmek isteyenlere, darbeler yapanlara dur dedi" diyeceğim. Dünyadaki her dinin ve cemaatin tek sahibi vardır O'da Allah'tır. Aklınızı kiraya vermeyin, dikkat edin "Ey İnsanlar! Allah'ın vaadi haktır, öyleyse sakın şu dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcılarda sizi Allah ile aldatmasın." (Fatır-5)

Ama sizin adınıza şöyle düşünmek istiyorum. 4. kısım hariç olmak üzere, bütün bunlar sizin için umarım şefkat tokatıydı. Çünkü çizgisinden ayrıldığınız ve Pirî Mugan kabul ettiğiniz Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nurlarından uzaklaştınız. Özellikle üstadın üstüne basa basa okunmasını ve uygulanmasını istediği İhlas Risalelerini (Lemalar 20. ve 21. Lemalar mutlaka okuyunuz özellikle 21. Lema’yı) okumadınız, ya da okudunuz da uyarılarına kulak vermediniz. Bugün yıllarca Türkçe ezan okutan bir partiyle birlikte hareket ediyorsunuz. Üstadı yıllardır sürgünlerde, hapislerde mahkûm eden bir partiyle berabersiniz. Müslümanlara yıllarca zulüm etmiş, binlerce âlimi asmış bir partiye destek veriyorsunuz. Hoca Efendinize yıllarca cami pencerelerinde kaçak hayatı yaşatanlara teşekkür ediyorsunuz. Bu mudur risalelerden çıkardığınız ders, bu mudur sünnetten, Kur’andan aldığınız mesaj…
Şimdi tekrar soruyorum. Bu kadar zor mu, bu kavgada havlu atmak, koskoca bir ülkeyi kaostan kurtarmak adına geri adım atmak ve savunucusu olduğunuz hizmet hareketindeki “İlâyı Kelimetullah, Rızayı İlâhi ve Namı Muhammediyi” dünyanın her yerinde Şehbal açsın diye devam ettirmek için koskoca bir camiayı zan altında bırakmaktan vazgeçmek ve “gerekirse Türkiye’den vazgeçeriz” sözünü geri alarak özür dilemek, yeniden büyük Türkiye için mücadele etmek ve İslam için tekrar hizmete dönmek bu kadar zor mu?
Çarşamba, Mart 05, 2014 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 1 Yorum »

1 yorum: