HAYDİ UZAT PARMAKLARINI (NAAT)


Zaman ahirzaman...
Dünya denen coğrafyaya,
Sen parmaklarını son uzattığından beri, 1400 yıl geçti.

Hayatın başlangıcı su,
Hudeybiye harbinde, Zevra çölünde,
Üçyüz kişiye parmaklarınla hayat olmuştu.
Ve rivayet odur ki, ‘onbinlerce kişi olsaydı yine de yeterdi’ su.

Zaman ahirzaman...
Soluyor güllerin yine susuzluktan,
Şimdi gülleri solduranların adları Yezid değil,
Haccac değil belki,
Ama güllerin aynı gül.
Ve yine soluyorlar susuzluktan.
Hasanlar, Hüseyinler soluyor Afrika’nın ıssız köşelerinde,
Irak’ta, Filistin’de soluyor daha dünyaya yeni gözlerini açmış yedi verenler.
Her yerde Kerbela direnişi var.
Ve her yer parmaklarına hasret.

Ne Erbain zamanları eskittik kış sonlarında,
Ne Semumlar esti, kuruttu gözyaşlarımızı,
Sam rüzgârları, çöl kumlarını yüzlerimize vurdu,
Cemre ilk olarak havaya düştü,
Sonra suya ve toprağa.
Ardından yüreklerimize düştü cemre,
Ama baharı değil, yangınları getirdi yanıyor yeryüzü.

Haydi, uzat parmaklarını,
Güllerin açsın yeniden,
Hasanlar, Hüseyinler doğsunlar Fatmalardan.

Dıhyetül Kelbi adında bir sahaben vardı.
Cebrail onun suretinde edeple huzuruna gelir,
Ümmetinin sana soramadıklarını sorar,
İsteyemediklerini isterdi senden.
Sende Allah’ın sana öğrettiklerini anlatır,
Tebessümle verirdin, sana O’nun verdiklerini.
Hiç birimiz Dıhyetül Kelbi değiliz,
Cebrail de girmiyor bizim suretimize,
Duygularımıza tercüman olmuyor artık huzurunda eskisi gibi.
Ama biz şimdi Allah’ın ihsanıyla istiyoruz seni aracı yaparak,

Haydi, uzat parmaklarını,
Âlemlere rahmet sıfatıyla,
Cebrail gülüşüyle, Mikail nefesiyle,
Allah’ın kudretiyle uzat, hasret sana yürekler.

Bedrin aslanları gibi muzaffer değiliz belki,
Belki Uhuttakiler, gibi zafer sarhoşluğuyla yenildik nefislerimize,
Ama Kab Bin Malik gibi halimizi itiraftayız.
Biz ne suyu ziyandan, ne de suizandan vazgeçtik,
Amcanı öldüren Vahşi gibi çok cinayetler işledik,
İtiraftayız işte küfürlerle kirlenmiş dillerimizle.
“Yer yüzünde tek günahkâr benim ve ondan vermiyor Allah rahmetini” diyor herkes
Tevbe ediyor ve gidilecek, istenecek tek makama gidiyoruz,
Seninle O’na iltica ediyoruz.
Uzat parmaklarını bir kez daha.
Günahsız bebekler hürmetine,
Dağda zikreden çiçekler hürmetine,
Ve gökten yere inen her bir rahmet tanesini indiren melekler hürmetine uzat parmaklarını.
Kundakta bebek susuz, dağda kekik, gökte melek susuz,
Suya hasret arınmamış yürekler,
Ve hasret sana salavatlar getiren çatlamış dudaklar.
Haydi uzat parmaklarını,
Arındır kirli ellerimizi,
Arındır bedenlerimizi,
O’nun kudretiyle, Rahman adıyla, Aziz sıfatıyla uzat parmaklarını.

Hava üşür, dilim susar, su sızar,
Lâl olmuş ağızlarda kitap sızılar,
Son kitabın ilk emrine karşı çıkan kitapsızlar,
İnanmadılar kameri iki pare gördüler de,
İnanmadılar parmaklarından akan ab-ı hayata.
Bizler inandık.
Koyma bizi dağ başlarında, çöllerde,
Issız mağaralarda koyma bize küsüpte.
Hamzalar öldürsek de vahşice
Tevbelerle sarıldık sana
Belki yüzümüz yok huzuruna gelmeye
Af makamına çıkıp Müseylime diye nefislerimizi öldürdük
Küçük kovuklara sığındık, örtüler arkasına gizlendik,
Oralardan görmeye çalıştık gül cemalini,
Mescidinde başlarımız önümüzde, bakamadık ravzana doya doya.

Ama sen…
Ama sen alemlere rahmetsin,
Sevgililer sevgilisi Muhammedsin,
Bırakmazsın ümmetini sensiz,
Bizlerde senin parmakların değil miyiz aslında,
Mevlana gibi bir elimiz havada yalvarmada,
Bir elimiz yerde, acizlik makamında.

Haydi, uzat parmaklarını,
Ve senin hürmetine,
Ümmeti, ümmeti yakarışına cevaben,
Yüce Allah cömert sıfatıyla,
Sulasın yeryüzünü,
Haydi, uzat parmaklarını bir kez daha.
Şener İŞLEYEN
Pazartesi, Ekim 27, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: