KARGALARI KOVALAMAK (1)

Basit bir iş, tatlı bir meşguliyet gibi görünüyor ilk duyulduğunda. Küçük bir sopa, koşmayı sağlayacak birazda güç varsa, oradan oraya gezin dur. Ama öyle değil, galiba sabır isteyen, zor ve zorunlu bir iş. Kimse yapmak istemez, yapan yaptım demez. Ama yapılmalıdır ve kargalar kovalanmalıdır. Ama neden? Nasıl bir canlıdır bu kargalar ve niçin kovalanırlar hep…
Bugün ülkemizi bölmeye çalışanların sosyal durumlarına hiç baktınız mı? Ben atamızın kargalarla mücadelesini merak edip araştırmaya başlayınca, bu hayvanların PKK terör örgütüyle olan benzerlikleri çok dikkatimi çekti. Yazıyı okurken lütfen zihninizde karşılaştırın sizde PKK ve karga benzerliğini. (Yaradan kargayı da, kötü insanları da bir amaç için yaratmıştır şüphesiz. Teşbihte hata olmaz inşallah)
Kargalar kurnaz, akıllı ve inatçı hayvanlar. Tüm kuşların en akıllıları olduklarına inanılır ve yüzyıllar boyunca neden bu kadar saygı gördükleri şaşılacak şeydir. Kargalar hemen hemen her şeyi yerler. Çöplükleri karıştırırlar, böcek, kurt, fare, leş, böğürtlen, mısır gibi çok çeşitli besinlerle beslenirler. Doğada oldukça sosyallerdir. Kendi türleriyle etkileşim içinde olmak (ya da birbirlerini etkilemek) onlar için çok önemlidir. Kargalar işbirlikçi hayvanlardır. Onların var oluşu insan gelişimi ile alışıla gelmiştir. Günümüzde insan atıklarının kümelendiği alanlarda bulunmakta ve gelişimlerini sürdürmektedirler. Çoğunlukla sabahları çöp atıklarını boşaltmaya gelen konteynerların yanında gezerler. Öte yandan, kargaların leş yiyen bir türü olan kuzgunlar bunun sonucu olarak hızla artan insan populasyonundan dolayı insanlardan uzak dağlık yerlere çekilmişlerdir. Ve fırsat kollamaktadırlar intikam almak için.
Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlardır tarih boyunca. Avrupalı bazı alimler ‘Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır’ derler. İncil’de Kral 17:6 da, Tanrının mesajı şöyledir: ‘Buradan ayrılın ve doğuya dönün. Cherit nehri boyunca saklanın. Orası Ürdün’ün doğusudur. Dereden su içebilirsiniz. Kuzgunlara sizi orada beslemeleri için emir verdim’.
Kur’an-ı Kerîm’de, Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Çünkü ilk defa bir ölüm oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu. Yapacağı işi bir kargadan öğrenince) “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar olamadım’ dedi de ettiğine yananlardan oldu” (Mâide 5/27-31). Hz. Peygamber (SAV) karga eti yiyenin fâsık olduğunu, Fâsıkların cehennem ehli olduklarını bildirmiştir hadislerinde.
Kuzgunların, dünyanın orijinal yaratılışında insan için daha az rahat yaşanır bir yere çevirdiğine inanılır. Böylelikle hayat o kadar da ‘kolay’ olmayacaktır. İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağıdır. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle dolu. Hatta birkaç kez bir çift karganın, insanların üzerine dalarak oyun taktiği yaptıklarını ve bizlerin bu çeşitli provakasyonlara olan tepkimizi nasıl ölçtüklerine şahit oldum küçükken. Kargaların itinayla hazırlanmış takım koruma sistemleri vardır. Uygulanmış deneyler bu tezleri doğrulamıştır. Mesela; yere çok büyük aynalar yerleştirilmiş ki, böylece kargalar kendi yansımalarını aynada görecekler ve kendi görüntülerinden korkacaklar. Kargalar aynalar için oldukça meraklanmışlar. Fakat daha sonra alışılmadık bir biçimde, teker teker, aynaların tüm yüzeyini kaplayacak şekilde dışkılarını bırakarak bir geçiş yapmışlar. Bu kadar zeki, marifetli, koruyucu, maceracı ve bir sürü ilgi çekici oyun özelliklerine rağmen, güven ve korku meselesi ilişkiyi alt üst edebiliyor.
Fakat onlar her yerdeler… Stratejileri var, dolayısıyla onları koruduğun alandan, yaşadığın yerden uzaklaştırmak ve uzak tutmak için en az onlar kadar akıllı ve kurnaz olmak lazım.
Mustafa Kemal’i daha iyi anlıyorum şimdi. Çocuk yaşında kargalarla geçen mücadelesini, onları izlemek için yıkık bir çınar ağacının dallarından kendine kulübe yapıp, orada inadına 4 mevsimi yaşamasını, belki hayatı ve savaş stratejisini onlara karşı verdiği imtihanla öğrenmiş olmasını, sonucunda da yetimliğin, yalnızlığın, sahipsizliğin verdiği acılara ilaveten yurt bildiği yerlerin başkaları tarafından talan edilmesine isyan edişini daha iyi anlıyorum ve böyle güçlü bir ülkenin temellerinin de kargalarla mücadele ederken atıldığını düşünüyorum.
Salı, Ekim 28, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: