KARGALARI KOVALAMAK (2)



Kargalar huzursuz, dağlarda, şehirlerde, çöplüklerde, huzurlu insanların huzurunu kaçırmak istercesine çığrışırlar hep, binlerce çığlık ile inletirler mezar taşlarını, çünkü mezarlıklar çeker bu ölüm kokan hayvanları. Genelde gün battıktan sonra, gökyüzü henüz karaya çalmadan evvel, koyu bir gri, açık bir lacivert gibi iken hava, yüzlercesi havalanır inlerinden, yuvalarından, çılgınca ve kurnazca dönerler insanların üzerinde. Haince saldırıp onları besleyen sahiplerinin gözlerini oyarlar, birbirlerine düşürürler insanları terk etsinler oraları diye. Bilir misiniz neden derler ‘besle kargayı oysun gözünü’ diye?
Onu da anlatayım sabrınıza sığınarak:
Vakti zamanında aşık bir genç varmış. Bu gencin, bir gün tarlada ekinler arasında dolanırken bulduğu, yeni doğmuş cılız ve sevimsiz minik yavru bir kuşu merhamet ve sevgi dolu hislerle eline alıp, ahıra götürüp, besleyip iyi etmek büyütmek ardından salıvermekti tek düşündüğü. Ve buna karar verdiği anda buraya nasıl geldiğini, annesinin nerede olduğunu da düşünmeden edememişti. Ahırdan içeri girdiğinde keskin bir at kokusundan asla rahatsız olmazdı, bilakis bu kokuyu hissetmeden geçireceği bir günü kayıp sayardı. Sakin adımlarla ahırın sonuna kadar yürüyüp bir kutunun içine doldurduğu samanların arasına minik ve tüysüz yavruyu bırakıp tekrar dışarı çıktığında, ahırın yanındaki salatalık tarlasındaki toprağı eşeleyerek bulduğu birkaç solucanla kuşu beslemeye başladığı günleri daha dün gibi hatırlıyordu.
Gel zaman git zaman birkaç hafta emek vererek besleyip büyüttüğü bu kuş palazlanıp da şekillenmeye başladığı anda, bunun birkaç hafta sonra bir karga olacağını geç de olsa tahmin etmiş ve onu ahırın önüne artık uçsun gitsin diye bırakmıştı. Gelin görün ki bahis konusu olan bu karga canlısı ekmek elden su gölden türünde yaşadığı bu bohem günlerin keyfini ahırda sürerken, ayağına kadar gelen solucanları da yalamadan yutar bir de üstüne pişkin pişkin geğirir ve osururdu. Her zaman solucanı ve suyunu ayağına beklemiş olmasına rağmen, delikanlı saf duygularla onu aç bıraktığı anda uçup gideceğini zannetmeye devam ede dursun, üstüne üstlük karganın ahırda yaptığı tüm pislikleri de hergün deterjanlı sularla temizleyip, atlar rahatsız olmasın diye de ellerini zefranlı sularla da yıkadığı bir günün sonunda yorgunluktan ahırda uyuya kaldığı savunmasız bir anında, karganın haince saldırısına uğrar ve aç olan karga tarafından gözleri oyulmak suretiyle yenilir, afiyetle bitirilir. Karnını kanlı gözlerle vahşice zevkler ile doyuran karga uçarcasına kanat çırparak gagasından kanlar damlaya damlaya mahalden uzaklaşırken, yerde göz yuvaları kanlar içinde kalan genç bir delikanlı bırakır. Karganın annesi, yavrusunun büyüyünce bir cani uçucu yaratıksal yaşam formu olacağını daha doğduğu anda anlayıp onu kimse bulamasın diye bilhassa ve bilhassa tarlada ekinlerin arasına atarak ölüme terk etmesinden sonra yavrunun bulunarak beslenmesi, olacakla öleceğin önüne geçilemeyen bir yazgı, kara bir talih idi genç delikanlı için.
İki gözü kör olan genci, canını verecek kadar çok sevdiği, sevgilisi olacak kaltak da ‘’ben hayatım boyunca bir köre bakmak için gelmedim bu dünyaya deyip’’ terk etti ve kasabadaki çırçır fabrikası sahibinin mersedesli oğluyla evlendi. Bunu duyan genç iyice yıkıldı ‘ulan ben böyle dünyanı ta dibine’’ deyip, çıkın torbasını hazırlayarak, kaptı bağlamasını, sadık dostu köpeği ile beraber o dağ senin bu taş benim gezmeye ve yanık yanık aşk türküleri okumaya başladı. Türkülerini yedi düvel dinledi, ezberledi.
O gündür bu gündür, tüm tarlalara kargaları kovalamak ve korkutmak maksadıyla siyah şapkalı, yırtık pırtık siyah paltolu ve samandan gövdeli, çirkin, ucube, cansız, zombi görünümlü korkuluklar konmaya başladı. Maksat gençlerimizin gözleri oyulmasın, hayalleri yıkılmasın diye.
Dedik ya; PKK en az kargalar kadar kurnaz ve hain. Ve onlar her yerdeler, sadece mezarlıkta, dağlarda, çöplüklerde değil, çiftliklerde kahya, camilerde imam, şehirlerde başkan, milletin meclisinde vekil bile olmuş kargalar. Peki ne yapmak lazım…
Kargaları araştırırken internette haber yorumu yapan ve aynı duyguları paylaştığımı düşündüğüm bir kardeşimin karga kovalama ile ilgili yorumunu affına sığınarak aynen aktaracağım ve yazımı bitireceğim. “Kargalar kovalanmalıdır ki ekilen tohumları yemesin, Kargalar tohumları yerse hasat olmaz, çiftçilikten kazanamazsın… Hayvanlara küspe saman veremez hayvancılık yapamazsın… Köylü kalamaz, ormanların yararını anlayamazsın… Sanayi olmaz traktör fabrikaları birer birer kapanır… Dilenen bir toplum olursun, erzak yardımı ve kömür ile geçinmeye nafaka toplamaya başlarsın… Dede yadigarı topraklarını satmaya başlarsın, kargaları kovalayamazsan! Zenginlerin pamuk tüccarı, fındık tüccarı, buğday, şekerpancarı tüccarları değildir artık, Hayvancılığın geçim kaynağın değil bağımlılığındır, kargaları kovalayamazsan! En büyük para kaynağındır artık kamu malları devlet ihaleleri… Satar savar yandaşlara pazarlarsın devlet malını, Duran paraya dağ dayanmaz, üretemezsin yok olur… Evet yok olur, Yok edilir koca bir ülke. Şimdi anladın mı Mustafa Kemal kargaları neden kovalardı? Gelin hep beraber kargaları kovalayalım, bugünden tezi yok. Teneke çalalım… Ne yapıyorsun diye sorana; kargaları kovalıyoruz, utanmadan sıkılmadan, bir çocuğun saf ve temiz duygularıyla korkusuzca” diyebilelim.
Çarşamba, Ekim 29, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: