ÖNCELİK

İnsanın psikolojik yapısı ve gelişimi ile insanlar bu dönemde daha çok ilgileniyor görünüyor. Özellikle ikinci Dünya Savaşından sonra Psikoterapi çeşitli çalışmalarla, kişisel ilgilenmelerin dışında daha sistematik bir bilim dalı haline geldi.

Globalleşme toplumları daha da yakınlaştırdı. İnsan ömrünün uzaması, yaşam kalitesinin artması bir yandan avantaj gibi görünse de farklı sorunlara da yol açtı. İnsanın ruhsal yapısının hala yeterince anlaşılmadığı, insanın yaşadığı buhran ve huzursuzluğun daha da artarak devam etmesinden belli. İnsanın maddi yapısına yapılan yatırımdan daha fazlasının ruhsal yapısına da yatırılması gereği artık çok açık. Modern psikoterapi için bir Yahudi bilimi olduğuna dair eleştiriler olsa da biz bilimi birilerine ait bir disiplin olarak görme taraftarı değiliz. Bunun dışında asıl üzerinde durmamız gereken kendi kültürel kodlarımıza uygun olarak Psikoloji ve Psikoterapi disiplinleriyle yeterince ilgilenmediğimiz ve kendimizi kendi gözlüğümüzle tanıma çalışmalarından uzak olduğumuzdur. Bugün bizim yaşadığımız ruhsal problemler de insanlığın ortak problemlerinden uzak olmamakla birlikte ayrıştığımız yerler de var. Bunun için de kendi kollektif bilinçdışımıza dair öznel açılımlar getirme zorunluluğumuz da çok açık.

Bizler nasıl düşünmeliyiz? İnsana nasıl bakmalıyız? Önceliklerimiz ne olmalı? Bize ruhsal bir takım problemlerle gelen kendi insanımızı sadece Mahler’in, Freud’un ya da Masterson’un bakış açısıyla değerlendirmemiz yeterli olur mu? Bizden öncekiler nasıl baktılar? Bu sorulara verilebilecek cevaplar günümüzde su götürmektedir. Bugün ülkemizde insanımızı kendi kültürel kodlarımızı daha geride tutarak incelemememiz gerektiğini savunanlar olduğu gibi, ilk başta mahallesindeki dini bilgilerden bile uzak üfürükçülere öncelikle muayene ettiren bir kitle arasında gidip gelen geniş bir spektrum mevcuttur. Bu yüzden kimseyi suçlamak değil maksadım. Toplumun bugün geldiği nokta bu. Kendimize yaklaşım açısından her alanda olduğu gibi ruhsal tedaviler konusunda da kafamız karışık görünüyor. Bu biz profesyonelleri de zor durumda bırakıyor. Bir kısım terapistler başta din olmak üzere kendi kültürel kodlarımızı işin içine katmayı öngörürken diğer bazılarımız tamamen her türlü kültürel katmanı dışarıda tutmayı ve işe sadece bilim olarak bakmayı öngörmektedirler. İkinci gurup bunu söylerken terapistin danışanı kültürel anlamda yönlendirmemesi gerektiğini savunmuşlardır. Dünya’daki konsepte baktığımızda terapistlerin önemli bir kısmının ateist olması belki de bu anlayışın bir sonucudur. Profesyonellerin de işini zorlaştıran bir durum bu. Bir cerrah hastasını ameliyat ederken onun neye inandığı ya da hastasının neye inandığı bir önem taşımaz. Zira yapılacak iş çok somuttur. Ancak psikoterapi öyle değil. Danışanınızla ruhsal bir iletişim kuracaksınız. Tamamen spekülatif bir aygıt üzerinde çalışıyorsunuz. O yüzden sapla saman rahatlıkla birbirine karışabilmekte. Bu da biz terapistlerin, özellikle kendi ülkem ve kültürüm adına konuşuyorum, işini oldukça zorlaştırmakta. Bu yüzden kendi çalışmalarımızın artmasına ihtiyaç var. Kendi kaynaklarımızla yeniden ilgilenmeye büyük ihtiyaç var. Arada kalmak en kötüsü. Doğu ve batı arasına sıkışmış insanlar olarak yaşamak büyük risk.

“Kendini bilen Rabbini bilir” demişti Peygamber sav. Bu toplumsal anlamda da böyle olmalı. Kendimizi, kendi toplumumuzu, kendi ruhumuzu, kendi kollektif bilinçdışımızı tanıma ve anlama çalışmalarına çok fazla ihtiyaç var.

Bu anlamda kendi ana kaynaklarımızla öncelikle yeniden tanışmak ve ilgilenmek gerektiğini düşünüyorum. Kimlik açısından şart bu. Başta Kur’an ki olmazsa olmaz. Sonra Peygamberimiz’in (sav) hadisleri. Sonra kendi klasiklerimiz örneğin Mesnevi, şairlerimiz, destanlarımız, klasik edebiyatımız vs. Zaten modern bilimden uzak kalmamız söz konusu değil. Ama önce mutlaka kendi kaynaklarımız. Kur’an mutlaka. Ne olacağımız, neyi seçeceğimiz, nasıl yaşayacağımız bize ait; ancak bilgiyle.

Bu günlerde bu anlamda kampanyaların olduğunu duyuyorum bu da beni mutlu ediyor.

Esenlik dileklerimle..

www.pozitifdegisim.com
Faik ÖZDENGÜL
Çarşamba, Ekim 22, 2008 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , , | 0 Yorum »

0 yorum: