BU KEZ UTANMADIM



Geçtiğimiz Pazar Niğde’deydik. Birkaç arkadaş Karapınar, Ereğli, Bor derken Niğde’ye ulaştık.
Soğuktu. Kıştı.
Niğde’yi görünce eskiler geldi zihnime. Mecburi hizmete gittiğim zamanlar, askerlik günleri, sonra tayin olup çalıştığım küçük yerleşim yerleri. Hep daha sonrası var diye beklediğim zamanlar. Beklediğimi hep, yaşayacağımı umduğum zamanları düşündüm. Neyi hayal ettiğimi bile bilmediğim zamanlar üşüştü zihnime. Onlar zihnimden geçerken bile geçişlerini izledim sadece. Şimdi bile beklediğimi fark etmek daha da sızlattı yüreğimi.
Hem var gibi hem yok gibi yaşadığım zamanlar. Sunulanı kabullenmeyi öğrendiğim. Seçmeyi ve istemeyi öğrenmediğim zamanlar. Sunulanla yetindiğimi bile bilmediğim zamanlar. Yürümek için komut beklediğim. Yürürken nerde duracağımı bilmediğim zamanlar. Dur denilince neden diye sormayı akıl etmem gerektiğini bile düşünmediğim yıllar.
Hiç istemiş miydim? Hatırlayamadım. Okuduklarım ve bildiklerime göre mutlaka denemişimdir. Hangi yaşlarda ve yıllarda? Denediysem ne olmuştu? Ne olduğunu şimdi görebiliyorum. Şimdi bir şey istediğimde hissettiğim duygu. İstemenin benim için ne kadar zor olduğunu fark ettiğimde o zaman neler yaşamış olabileceğimi tahmin ettim. Çok utandığım açıktı. Utanma duygusu. Şimdi hissettiğim bu olduğuna göre. Utandırılmıştım muhtemelen. İstemenin ne kadar incitici olduğunu o zamanlarda fark etmiş olmalıyım ki, asla isteme komutunu bilinçdışına yerleştirdim. Hangi olay kim bilir. Ya da hangileri.
Bir otelde Niğde’de konuştum katılımcılara. İstemeden. Beklemeden. Vermek için gitmiştim yine. Bildiklerimi biriktirdiklerimi verdim katılımcılara. Bir şey istemek yine gelmedi aklıma. Ne isteyebilirdim ki? Onlara neden daha olgun olmaları gerektiğini ve bunu nasıl yapabileceklerini anlatırken. Kadınlar, erkekler, çocuklar karşımdaydı. Bazen var olup bazen siliniyorlardı karşımda. Tıpkı ben gibi.
Hepsinin onlara konuşulmasından daha çok kabullenilmeye ihtiyaçları var gibiydi. Değerli olmaya. Önemsenmeye. Fark edilmeye ve sevilmeye oldukları gibi. Onlar da biliyordu ben de. Biraz sonra bu zamanın yaşanmış bir anı olacağını. Anı deposuna özenle ya da gelişigüzel yerleştirileceğini.
İstemek emir aslında. Allah’ın emri. Mutlaka isteyin benden diyor. İsteyin veriyim. Bu aslında sadece benden isteyin mi? Yoksa istemeyi öğrenin mi? Yoksa ikisi de mi? Ne olursa olsun istemek öğrenilmesi gereken ve uygulanması gereken bir emir. İstemesini bilen zaten elde edecek. Öyle vad ediyor Allah. Bilmeyen öğrenecek ve isteyecek böylece o da elde edecek. Bunu öğrenmesi gerektiğini bilmeyen? Onlara da bilenler anlatacak. Böylece onlar da öğrenip isteyecek. İstenecek.
İstemeye başladığımda hissettiğim duyguları biliyorum utanma duygusu başta. İncinme. Suçlanma endişesi. Korku. Belirsizlik. En kaçınılanı da reddedilme düşüncesi. Hemen isteme düşüncesine eşlik etmek için bekleyen bu duygulara dayanabilme kapasitesi gelişmeli. Bu duyguların dayanılmazlığı bir üçüncü davranış kalıbını hazırlıyor. Hazırladı da. Zaten şimdiye dek öğrendiğimiz hazır kalıplar. Ben en çok vazgeçmeyi seçerdim. Vazgeçmek ve kendi içime kapanıp kendime acımak. Bildiğim ve öğrendiğim kalıp buydu. Çok yaptım. Kendiliğinden anlaşılıp verilmesini çok bekledim. Verilmeyince de kırıldım. Bu kırılma ve incinme duygusuyla baş edebilmek için de öfkelenmeyi seçtim. Hep nedenini bilmediğim bir öfke hissederdim içimde. Bir çok şeye yönelip sonra da kendime dönerdi.
İsteme davranışının arkasından gelen negatif duyguların duygu olduğunu, öğrenilmiş olduğunu, bunlara rağmen istemenin gerekliliğini akılda tutarak başlayacağız. İstemeyi öğreneceğiz. Yapacağız. Bunu yapmanın değerlilik olduğunu. Bunu yapmakla emrolunduğumuzu ve emrin kendisinin bize değer atfettiğini içselleştireceğiz. İstedikçe ve elde ettikçe daha da kendimiz olduğumuzu fark ettikçe içselleştirme daha da artacak. Bize emredilen bu.
Tersi kaybolmak. Yitmek.
Hz Pir’e soralım:
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.
Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur?
Dünya hissi, bu cihanın merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni.
Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz, o hissin sağlığını Habib’den (H.Muhammed’den)
Elbette istemek şart olduğu emredildiği gibi neyi isteyeceğimiz ve nasıl istenmesi gerektiği de öğretiliyor. İstemenin şeklini ve ritüelini merak edenlere Fatiha suresine bakmalarını öneririm. Neler isteneceği de baştan sona hayat kitabımızda yazılı.
Eskiler, atalar sözüdür: Lafın tamamı çocuğa ve deliye anlatılır derler.
Hakîm olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.
Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.
Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyiz alır.
Giderken de, dönerken de istedim ben de bu kez. İstenmesi gerekenden. Bu kez utanmadım.
Dr Faik Özdengül
fozdengul@gmail.com
Çarşamba, Şubat 25, 2009 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir | 0 Yorum »

0 yorum: