2013 TÜRKİYE'SİNDE VESAYET VE MEDYA

Türkiye'de medya; 2009’dan beridir yandaş ve muhalif medya olarak ikiye bölünmüş ve fakat maddi veya manevi menfaatler söz konusu olduğunda taraf değiştirme yoluyla, gerektiğinde çirkinleşen, dün söylediğini bugün inkâr eden, yaptığı haberler ve yorumlarla tabiri caizse pornografik bir dil kullanarak tamamen güvenilmez bir hale gelmiştir. Neredeyse bütün medya, ‘iddia edildi’, ‘öne sürüldü’, ‘olacağı tahmin ediliyor’, ‘alınan bilgilere göre’ gibi ispatsız, isnatsız, bilgi ve belgeden yoksun ve hatta iftiralara kadar varabilen haberler yapmaya başlamıştır. İlk sayfa manşetinden büyük puntolarla verilen bir yalan haberin itiraz metnini bile, yaptıkları kara propaganda bozulmasın, çamur at izi kalsın düşüncesiyle tekzip olarak orta sayfalarda, kenarda, köşede yayınlama yanlışına girmişlerdir. Hatta öyle ki iki yıl önce iktidarın yaptığı icraatları ve çıkardığı kanunları destekleyici haber ve yorumlar yaparken, bugün o icraat ve kanunla ilgili bir husus işlerine gelmediğinde, menfaatlerine uymadığında iktidarı kötüleyen, olumsuz algı doğuracak girişimlerde bulunacak bir şekilde halk üzerinde bilinçaltı psikolojik baskı uygulayarak iktidarı itibarsızlaştırma görevini yapmaktadırlar. İktidar, yapılan yalan haberlere itiraz edip, medyayı eleştirdiğinde ise ‘medyaya sansür’ uygulanıyor kılıfına bürünerek halk üzerinde iktidara karşı olumsuz algı kurmayı sürdürmektedirler.

Serbest rekabet, bireylerin de toplumların da itici gücüdür. Ama rekabet "Haklı" olabildiği oranda, kendisinden beklenen toplumsal ve ekonomik faydaları sağlar. Bu nedenle haksız rekabetin önlenmesini amaçlayan yasalar vardır. Ayrıca rekabetin haklı olmasına ilişkin ve bazıları yazılı olmayan ahlak kuralları da, toplumun bilinçaltına yerleşmiştir. Hatırlarsak çok yakın dönemde, yani 28 Şubat post modern darbesi sürecinde bir “medya karteli” bile oluşturulmuştu. Çalışanların işyeri seçme özgürlüğünün bile kısıtlandığı, satış ve reklam fiyatının ortak belirlendiği, dağıtımın tek elden yapıldığı, göreceli küçük gazetelerin engellendiği ve mesela o zamanki Akşam gazetesinin dağıtılmayarak öldürüldüğü bir kartel uygulamasıydı bu. Medya Kartelinin siyasete yansıması ise, Ankara'dan verilen ortak manşetlerin büyük gazetelerde aynen yayınlanması, eleştiren yazarların susturulması biçiminde görülüyordu. O kartelleşme dönemi, mesleki, ekonomik ve siyasi açıdan fiyasko ile sonuçlandı. Kartele katılanlardan bazıları iflas etmekle kalmadı, cezaevine bile girdi. Ortak manşetlerle oluşturulmaya çalışılan siyasi senaryoyu halk reddetti ve o dönemin siyasi aktörleri seçimde baraj altına itildi. O döneme kadar kamuoyu oluşturmada gerçekten etkili olan merkez gazetelerinin, halk çoğunluğu katında güvenilirliği sarsıldı. 

Kartel medyasınca örtülen ülke gerçekleri 2001 ekonomik krizi ile açığa çıkmıştı. Sadece medya sektöründe 4 bin çalışan işsiz kaldı. Bugün durum çok farklı. Medya sektöründe birden fazla gazete ve TV kanalına sahip büyük gruplar var. Ama bunun karşısında da, hem rekabeti, hem çoksesliliği güvence altına alan gazeteler ve TV kanalları da var. Bu sağlıklı bir tablodur. Ama şimdi bir kısım medya, kartel dönemi özlemini yansıtan görüntü içindedir. Halkı veya seçmeni devre dışı bırakmayı öngören girişimleri, “Çağdaşlık” veya “Laiklik” biçiminde sunup, demokrasiyi Cumhuriyet'in tehdidi olarak gören akımları kendi okur ve izleyicilerine pompalıyorlar. Bir kısmı da dinî öğretileri referans alarak, yolsuzluk, yalan, sahtekârlık, peşkeş gibi başlıklarla, halkı ve seçmeni güya arkalarına alarak, iktidarı “vatan haini” gösterme çabasındalar. Demokrasiyi sadece “iktidarda kim var” sorusuna endeksliyorlar. Laiklik, inanç ve ibadet özgürlüğü olarak algılandığı zaman bu şeriatçılık tehdidi biçiminde, dinî hassasiyetler de, dokunulmazlık, yolsuzlukların üzerine gidilmemesi ve adil yargılama olmaması gibi algılandığı zaman demokrasi tehdidi biçiminde haberleştiriliyor, yorumlanıyor. Tüm bunlar da çok seslilik ve basın özgürlüğünün doğal sonuçlarıdır. Ancak bu çizgiyi izleyen medya kendi dışındaki medyayı hiç utanmadan ve sakınmadan “dinci medya”, “anti-laik medya”, “iktidar medyası” olarak nitelediğinde, hem haklı rekabetin en azından ahlaki kuralları çiğneniyor, hem de 28 Şubat post modern darbesinin medyadaki rezillikleri unutulmuş ve unutturulmuş oluyor. “Militarist medya” veya “Halk düşmanı medya” gibi nitelemelerle, rakipleri yaftalamanın hem kural hem de ahlak dışı olduğunu düşünenlerdeniz. 

Ama çok yakın geçmişte yaşananların unutulmasını ve olayın “Hafıza-i medya nisyan ile maluldür” diye geçiştirilmesini de içimize sindiremiyoruz. Muhalefet partisi gibi doğru olan herşeye bile hayır diyen bir medya istememenin yanında, iktidarın yanında olup yanlış icraatları da alkışlayan medya istemiyoruz. Hele hele doğruluğu ispatlanmamış, yargı kararı olmayan, masumiyet karinesini hiçe sayan ve "iddia edildi" şeklinde başlayan veya biten haberler yapan medya istemiyoruz. Son dönemde ortaya çıkan hukuksuz dinlemeler, tape, ses kaydı, video  gibi doğruluğu tartışılan ve bir çoğunun masa başında kes yapıştır şeklinde, montaj ve dublaj olduğu kanıtlanan enstrümanlarla kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik karalamalarla, kesin ifadelerle doğruymuş gibi sunan medya istemiyoruz. Bir örgüt veya bir cemaatin sırf rızayı ilahi için çalışan ve gönül veren %95'lik çoğunluğunu oluşturan taraftarları hariç, o örgüt ve cemaatin veya o örgüt veya cemaat adına hareket ederek, Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya teşebbüs eden kişi ve oluşumların savunucusu rolünü üstlenip suç işleyenlere karşı takınılan tavrı, masum %95'lik kesime yapılmış gibi göstererek algı yönetimi yapmaya soyunan medya istemiyoruz. Masum olduklarını iddia ettikleri halde, ortaya atılan suç örgütü iddiaları karşısında psikolojik olarak savunmaya geçen ve aslında böyle yaparak suçu üzerine aldıklarının farkına varmayan ferasetsiz medya da istemiyoruz. 

Yasama, Yürütme, Yargı ve halk üzerinde vesayet amacı gütmeyen, objektif, tarafsız ve vatandaşın doğru haber alma özgürlüğüne şahsi menfaatlerini karıştırmayan bir medya istiyoruz.
Çarşamba, Ocak 15, 2014 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: