2013 TÜRKİYE'SİNDE VESAYET VE YARGI

Yargı; seçilmiş yasama ve yürütme organlarının ortaya koyduğu hukuk sistemi içerisinde gücünü kanunlardan alarak görevini ifa eden üç ana erkten biridir. Demokraside Yasama ve Yürütme üzerinde Anayasal denetim olmasına rağmen Yargı üzerinde her hangi bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. Bunun için bağımsız yargı olarak adlandırılır. Ancak bağımsız yargı, bağımsızlığını tarafsızlık için kullanamadığından, temel çıkış noktası olan ‘hukuk devleti’ prensibiyle topluma ve devlete yön vermeye çalışmaktadır. Hukuk toplum yaratmaz, toplum hukuk yaratır. Toplum hukuk için değil, hukuk toplum içindir. Hukuk sosyal bilimdir ama hukukun matematik ve mantık yönü de vardır. Herkese göre bir başka biçimde uygulamanın olduğu yerde hukuk yoktur, izafilik vardır. Aynı hukukun ilkeleri farklı davalar için ayrı biçimde uygulanıyorsa orada tarafsız ve bağımsız yargı yoktur. Demokrasilerde hukuk iktidardakiler için, yargı muhalefettekiler için değildir. Diğer yandan mahkemeler yahut yargıçlar her türlü hatadan münezzeh de değildir. Yargılamalarını eleştirenleri, tutuklama ile tehdit eden bir yargının kendisi demokratik değildir.


 Ancak demokrasi vesayeti kaldırmaz. Ama demokrasi yalnız askeri vesayeti değil, yargının vesayetini de kaldırmaz. Askeri vesayetin yerine yargının vesayetinin konduğu yerde demokrasiden bahsedilemez. Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM)’ler, milletvekilleri, genel kurmay başkanları dahil, tutukladığı her kişiyi kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla  “örgüt kurmak”  ve yönetmek suçundan yargılıyor. ÖYM’ler, mevcut uygulamalarıyla milletin iradesi üzerindeki en büyük vesayet kurumu haline gelmişlerdir. Milletin iradesini darbecilere karşı savunmak ne kadar zaruri ise yargının akıl dışı uygulamalarına karşı savunmak da bir o kadar zaruridir. Zira zulmün yerine, şekline ve zamanına değil bizzat varlığına karşı çıkılmalıdır. Bilindiği gibi 27 Mayıs darbesiyle yalnız askeri vesayet değil, aynı zamanda yargı vesayeti de kuruldu. 241 üyesi olan Yargıtay'ın 66 üyesi; 54 üyesi bulunan Danıştay'ın 28 üyesinin görevlerine son verildi. 3 bin 123 kişilik yerel mahkeme hâkim ve savcıları arasından da, 520 kişi emekli edildi. Yasama Organı'nı denetlemek üzere kurulan Anayasa Mahkemesi'nin ilk üyeleri, Demokrat Partili milletvekillerini sorguya çeken Soruşturma Kurulu üyeleri arasından ya da Yassıada'da Demokratları yargılayan hâkimler arasından seçildi. Emekli oluncaya kadar görevlerini sürdürdüler. Türkiye’de 27 Mayıs darbesiyle başlayan yargı vesayeti, bugün gelinen noktada yargıyı bağımsızlaştırırken, tarafsızlığını tartışılır bir konu haline sokmuştur.
Güçler ayrılığı ilkesini kendisine temel düstur edinen yargı mensuplarından bazıları bu gücü; gazete kupürlerinden iddianame hazırlayarak parti kapatmalara kadar kullanmışlardır. Hatta suçladıkları, milletvekili, bakan ve başbakanlar için ‘hırsız, vampir, vatan haini’ gibi ifadeleri iddianamelerine alenen yazmışlar ve bir dönem Hükümetin Başbakanı olan Adnan Menderes’i ve kabinesini idam etmişlerdir. Beraatla sonuçlanan davalarda bile iftira ve hakaretlere varan bu ifadeleri haksız olarak kullandıkları ispat edilen yargıçlar aleyhine maddi ve manevi ceza davaları açıldığında ise yargı üzerinde herhangi bir denetim müessesesi olmadığından geri çevrilerek sonuçsuz bırakılmıştır. Son 10 yılda yargı üzerinde yapılan hukuki düzenlemeler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yapısında yargı denetimine kısmende olsa kapı aralamak için yapılan değişiklikler, darbe, faili meçhul, yolsuzluk gibi konuları soruşturmak üzere kurulmuş ÖYM’ler demokratik cumhuriyetin gereklerini yerine getirmede çok hızlı yol almışlardır. Ancak düzenlemelerin yetersiz olduğu, yargı üzerinde denetim yapabilmenin ve yanlış yapan yargıçların yargılanmasının hala mümkün olmadığı ortadadır. Özellikle ÖYM’ler devletten aldıkları yetki ve güçle, dijital, görsel ve yazılı medyanın, kim olduğu belli olmayan gizli tanıkların, kurmaca hayal ürünü senaryolarla oluşturulmuş delillerin ortaya atılmasıyla ve gizli olması gerekirken gizliliği kendileri tarafından ihlal edilerek medya organlarına servis edilen iddianameler hazırlamışlardır. Hazırladıkları iddianameler ve soruşturmalarda usûlsüz ve uzun süreli gözaltılar, yıllarca süren davalar ortaya koyarak suçluların yanında birçok masumun da mağdur edilmesine sebep olmuşlardır. Oluşturdukları korku psikolojisi ile darbeleri, darbe teşebbüslerini ve faili meçhulleri önlemede her ne kadar başarılı olmuşlarsa da, son dönemde soruşturmalarına esas olarak aldıkları delillerin bir kısmının uydurma, mesnetsiz ve kurgu olduğu ortaya çıkmış ve davaların tekrar ele alınması gündeme gelmiştir.
Yargı, temelde hükümetleri hedef alan darbeler ve faili meçhuller konusunda doğal olarak desteğini aldığı iktidarın, bütün iş ve işlevleri konusunda Anayasa Mahkemesi ve Yüce Divan yoluyla denetimi ve soruşturulması yetkisine sahiptir. Ancak iktidarın, yargı üzerindeki denetim yetkisinin olmaması ve iyi niyet teamülleriyle HSYK’na ve ÖYM’lere verdiği sınırsız destekle düştüğü hata, maalesef geç anlaşılmıştır. Bunun için yolsuzlukları soruşturma yetkisi de kendisine verilmiş olan ÖYM’ler aynen diğer soruşturmalarda olduğu gibi bir çoğu mesnetsiz, kurmaca, asılsız iddialara dayalı ve hatta amirleri olan Cumhuriyet Başsavcılarından bile habersiz usûlsüz dinleme ve takiplere dayalı soruşturmalar yaparak, zamanı seçimlere endeksli olarak ve soruşturmaların gizliliğini sebep göstererek UYAP’a (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) girmedikleri, amirlerine bile haber etmedikleri operasyonları gerçekleştirmiş, aynı soruşturma belgelerini medyaya servis ederek soruşturmanın gizliliğini ihlal etmişlerdir. Sonuçta niyetlerinin iktidarı yıpratma, görevden el çektirme, istifa ettirme veya halkın gözünde itibarsızlaştırma olduğu açık ve net olarak ortadadır.
28 Şubat, Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Karargah gibi davalara paralel olarak ortaya çıkan yargı skandalları bağımsızlığın tarafsızlık getirmediğini gösterdi. Son olarak HSYK etrafında kopan fırtına, yargının tarafsızlığını sağlayacak yargıç güvencesinin sadeve bağımsız yargı organları tarafından değil doğrudan siyasî iktidar tarafından sağlanabileceğini kanıtladı. HSYK'da bir kriz yaşandı. Bu krizde tarafsızlığı zedeleyenler yargıçlar, koruyanlar ise hükümet kanadı oldu. Adalet Bakanı ve Müsteşar, HSYK'da olmasaydı yargıç güvencesi yara alacaktı. Yargı reformunun en önemli ayaklarından birinin HSYK'nın yapısının yeniden düzenlenmesi olması bu yüzden önemli.
Gelinen süreçte art niyetli dış ve iç mihrakların kumpası olarak nitelenen bu olaylar zinciri sonucunda aynı mihrakların kuklası ve taşeronu hale gelen yargıçların oluşturduğu ÖYM’ler güvenini yitirmeye başlamış, hatta geçmişte darbe veya darbe girişimi olarak soruşturulmuş 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Karargah adı verilen davaların tekrar baştan soruşturulacak olması ve beraat kararlarının beklenmesi nedeniyle de bu durum darbe yapma düşüncesi ve ideali olan kesimlere güç katmıştır. Abdülhamid Han döneminde aynı amaçla padişahtan aldıkları yetki ve güçle kurulan Yıldız Mahkemesi de bir dönemden sonra, içlerine sızan ajanlar vasıtasıyla padişaha, sadrazamlara kadar uzanan suçlamalar ve soruşturmalar yapmaya çalışmışlardır. Ardından aynı amaçlarla kurulan İstiklal Mahkemeleri de 1920-1927 yılları arasında 1000’e yakın infaz kararıyla birçok din adamının ve hatta devlet büyüklerinin idamına sebep olmuştur.
Türkiye’ye yön vermeye çalışan Yargı Vesayetinin artık şunu anlaması gerekir, ‘Milletin kararı önünde hiç bir güç duramaz’. Birileri istemese de milletimiz süratle değişiyor ve değişerek gelişiyor. Hamasi nutuklara, içi boş palavralara, kahvehane ağızlarına, sokak fiyakalarına milletimiz pirim vermiyor. Aslında milletimiz eskiye oranla muazzam bir ‘Denetim’ mekanizmasını da devreye sokmuş bulunuyor. Bugün böyle söyler, yarın bir başka şey söylerim devirleri kapandı. Artık bu milletin önünde "yargı vesayeti" yahut yargısal direnç de tutunamayacaktır. Bundan böyle bu ülkede milletin istemediği hiç bir şeyin hayata geçirilemeyeceğini herkesin örenmesi gerekiyor. Buna rağmen birileri hâlâ millet lazım değil havalarına girerse bilsinler ki onlar da millete lazım olmayacaktır.
Perşembe, Ocak 16, 2014 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: