TÜRKİYE'DE ALGI VESAYETİ

Son yıllarda sıkça kullanılan algı yönetimi kavramı aslında eski bir yöntemdir. Zira algı yönetiminin özünü “ikna ve inandırma faaliyetleri” oluşturmaktadır. Bu çerçevede tarih boyunca gerek fert gerekse de kurumsal bazda hedef kitleleri etkilemek için bu metot kullanılagelmiştir. Algı yönetimi yakın bir zaman diliminde Amerikan ordusu tarafından ortaya konmuş, ‘istihbarat sistemlerinin ve liderlerin resmi tahminleri, dış ilişkileri ve resmi eylemlerini etkilemenin yanında, toplumların duygularını, motivasyonlarını etkilemek amacıyla yapılan yayınlar ya da seçilen bilgiler ve göstergeleri inkâr etme eylemidir’ şeklinde izah edilmiştir. Algı, 'bireyler tarafından hisleri sayesinde edindikleri bilgileri anlamak ve içinde bulundukları dünyaya düzen vermek için, seçme, organize etme ve yorumlama işlemidir' biçiminde tanımlanmıştır. Psikolojik harekâtla aynı anlamda kullanılan algı yönetimi, Pentagon tarafından verilen tanıma göre ise; duygu, güdü ve muhakemelerini etkilemek amacıyla, izleyicilere, seçili enformasyonu ve sinyalleri taşıyan ya da inkar eden faaliyetler bütünü şeklinde geçmektedir. Yani psikolojik harpte maksat önce bir bataklık oluşturmak, ardından ‘bataklığı kurutmak için geldim’ deyip kurtarıcı aktörlüğe soyunarak popüler kültürle çevrenin desteğini almaktır. Yani asıl amaç bataklığı kurutmak değil, kandırılanları bataklığa çekmektir.Bu çerçevede devletler, bölgesel ve küresel güç olmak, iktidarlarının ve politikalarının meşruiyetini sağlamak için; kurumlar ve fertler itibarlarını yükseltmek, faydalarını maksimize etmek için hedef kitlelerini ikna etmenin ve onlara kendi gözlerinden dünyaya bakmalarını sağlamanın yol ve yöntemlerini aramışlar ve bu minvalde çeşitli stratejiler geliştirmişlerdir. Bu stratejiler için toplum mühendisliği, psikolojik harekât, dezenformasyon, asimilasyon, kara propaganda gibi terimler kullanılsa da toplum üzerinde olumsuz çağrışımlar yaptığından, kulağa daha hoş gelen kamu diplomasisi, yumuşak güç, itibar yönetimi, imaj yönetimi, halkla ilişkiler, sivil inisiyatif gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla algı yönetimi temelinde yukarıda belirtilen kavramları süsleyerek materyalist yaklaşım sergilenmekte ve uygulamada ‘amaca giden yolda her şey mubahtır’ felsefesi esas alınmaktadır. Modernite sonrası kavramlaştırılan algı yönetiminde geleneksel güç ve kontrol mekanizmaları olarak bilinen silah ve askerden ziyade din, hukuk, sanat, bilim, teknoloji, yazılı/görsel medya ve son olarak ta sosyal medya etkin araç olarak edinilmiştir. Çünkü algı yönetimiyle yaşadığımız çağ, tüketim toplumunun gereği olarak, geleneksel olan her şeyin anlamını yitirdiği, kavramların içinin boşaltıldığı, yeni olanın ise tedavülde kalma süresinin oldukça kısaldığı dijital bir çağ haline getirilmiş ve kişisel gelişim denen, insanlara kendilerini mitolojik bir tanrı gibi hissettirerek empoze edilen ‘geçmişi düşünme, geleceğe kaygılanma, hayat anlık yaşanmalı’ felsefesiyle her şeyi herkesten daha iyi yorumlama duygusuyla bilgisiz, okumayan ve fakat her konuda fikir sahibi bir nesil yetiştirme gayretine girilmiştir.
Bugün özellikle egemen güçler tarafından bilgilerin çarpıtılmasına ve dezenformasyonuna bağlı olarak yürütülen algı yönetimi kısa vadede etkili sonuçlar doğursa da, oluşturulan nesil boyutunda uzun soluklu olmayacağı bir gerçektir. Zira gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi kötü bir huyu vardır ve içinde yaşadığımız enformasyon çağında yalancının mumu yatsıya bile varmadan sönmektedir. Uluslar arası düzeyde “algı yönetimi” yabancıların tutumlarını ve tarafsız düşünme yeteneklerini etkilemek için girişilen her türlü eylemi kapsar ve kamu diplomasisi, psikolojik operasyonlar, kamu bilgilendirme, aldatma ve gizli eylem faaliyetlerinden oluşur. Irak’a özgürlük operasyonunda bunlardan özellikle ikisi dikkat çekmiştir; yürütülen politika, amaç ve eylemlerin içeriği ve haklılığı konusunda dış dünyayı etkilemek için bilinçli olarak yürütülen çabalar (kamu diplomasisi) ile dış dünyayı etkilemek ve fikirlerini değiştirmek için yürütülen faaliyetler ve özellikle medyanın bu yönde kullanımıdır. Aynı husus diğer arap ülkelerinde bir problem varmış gibi gösterilerek ortaya atılan ‘Arap Baharı’ imgesinin altında da yatmaktadır. Hatta son yıllarda ‘Küresel Kriz’ başlığıyla oluşturulan deprem senaryosunun altında da, bakmakta olan ülkelere kredi yoluyla finansörlük yapan ülkelerin yattığı anlaşılmaktadır. Tüm dünyada oluşturulan küresel kriz algısı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde etki-tepki reaksiyonuna yol açmış ve alınan hızlı kararlar, tedbir maksadıyla yapılan ekonominin lokomotifi olan üretimde kısıtlamaya gitmeler, kamu harcamalarının kısılması iktisadın gereği olan sıcak para dolaşımını durdurarak normalde etkilenilmeyecek bir durumu kriz boyutuna dönüştürmüştür. Doğal olarak bu hale gelen ülkeler küresel kriz algısını oluşturan devlerin tuzaklarına düşerek, batağına saplanmak zorunda kalmışlardır.
II.Abdülhamit Hanın yaptığı ekonomik, yasal, sınai ve toplumsal reformlarla yükselişini arttıran Osmanlı İmparatorluğu, emperyalist güçlerin emellerine hizmet eden İttihat ve Terakki Cemiyetinin de oyunlarıyla Abdülhamid aleyhinde oluşturulan ‘diktatör’, ‘beceriksiz’, ‘şeriat elden gidiyor’, ‘Kızıl Sultan’ algılarıyla tahttan indirilmesine sebep olmuştur. Hemen akabinde oluşturulan ve Osmanlının yıkılışına sebep olan ‘hasta adam’ algısı, dost, düşman bütün milletler ve Osmanlının kendi halkı üzerinde etki ederek, koskoca imparatorluğun bölünmesine, küçülmesine ve yok olmasına neden olmuştur.
En basit anlamda, yıllardır ‘tereyağının zararlı olduğu’ algısı oluşturan bitkisel yağ ve margarin üreten firmaların yaptıkları ya da sağlık alanında ‘kolesterolün zararlı olduğu’ algısı oluşturan diyet tüccarı kesimlerin yaptıkları örnek verilebilir. Bugün bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar her iki algınında yanlış olduğunu bilimsel gerçeklerle ortaya koymuştur.
Türkiye siyaseti özelinde ele alındığında da farklı bir tablo yoktur. Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulan ‘demokrasinin kılıcı askerin elindedir’ algısı bu ülkede defalarca askeri darbelerin yapılmasına yol açmıştır. Sadece dini vecibelerini yerine getirmek üzere giyimi, kuşamı ve ibadetleriyle suçlanan insanlara atfedilen ve Laiklik karşıtı gibi gösterilen ‘irtica’ algısı hala olumsuz bir tehdit gibi lanse edilmektedir. Analar ağlamasın, bir daha dağlardan şehit haberi gelmesin diye PKK ve KCK terörünü bitirmek için yapılan ‘çözüm süreci’ çalışmaları kapsamındaki görüşmeler ve Suriye gibi devlet eliyle katliamların yapıldığı ülkelerdeki mazlumlara yapılan insani yardımlarla ilgili iktidar aleyhine oluşturulan ‘teröristlere destek veren devlet’ algısı hala gündemdeki sıcaklığını koruyor.
Ülkenin istikrarını, gelişmesini ve bekasını tehlikeye atmak için, devletin ve halkın farklı organlarında, farklı argümanlarla ortaya koyulan vesayet yönetimleri yanlışı doğru gibi gösterme gayretindedir. Mevcut iktidara karşı medyanın bütün faktörleri kullanılarak sermaye, yargı, ordu, emniyet ve cemaat vesayeti gibi gösterilen oluşumların, aslında algı yönetiminin tezahürü olarak toplamda algı vesayeti oluşturma çabalarından kaynaklandığını göstermektedir.
Bazı yazarlar geçmişte yanında oldukları iktidara dektek vermek için yazdıkları bir yazıyı, arşivlerinden kaldırarak, bugün iktidarın karşısında bir tavırla inkarcı, karalayıcı bir yol izlemektedir.
Siyasiler koltuklarını kaybettiklerinde yanında oldukları lider aleyhine yorum yapmaktan kaçınmamakta ve hatta muhalefetle birlikte aynı dili konuşarak ‘diktatör’ yaftası yapıştırmaktadırlar.
Yargı mensupları kararlarıyla ilgili denetimsizlik ve bir nevi dokunulmazlık kisvesi altında devletin her birimine asılsız iddia ve gerekçelerle savaş açıp, yasama ve yürütme tarafından engellenince güçlerin ayrılığı ilkesinden hareketle iktidarı hukuk tanımazlıkla itham etmektedir.
Gazete ve televizyonların; devlet yönetimini zaaf ve acziyet içinde göstermeleri, yolsuzluk devletin her biriminde var, hukuk ayaklar altında, sermaye küçülüyor, ülke batırılıyor, devlet diktatörlükle yönetiliyor, fişleme var, terör bitmedi, bütün komşularımız bize düşman oldu gibi söylemlerle halk üzerinde psikolojik operasyon yapmaları ve iktidarı itibarsızlaştırma çabaları tamamen Türkiye üzerinde iç ve dış mihraklar tarafından oluşturulan algı vesayetinin ispatıdır. Ve bugün Türkiye’de toplum üzerinde etkili olan en büyük tehdit de algı vesayetidir.
Perşembe, Ocak 23, 2014 tarihinde Şener İşleyen tarafından kaydedilmiştir , | 0 Yorum »

0 yorum: